Sonun Başlangıcı Devletin gücünü kendi gücü gibi görmek çok tehlikeli bir yaklaşımdır. İnsanlar, en büyük hataları, kendilerini çok güçlü gördükleri zamanlarda yaparlar. MİT Müsteşarı ve yardımcısının "Apo'yu getiren de biziz, asılmaması için en büyük mücadeleyi veren de biziz" ifadesi bunun en bariz örneği.
Tehlikeli Denetimsizlik Eskiden beri çeşitli vesilelerle söylüyorum. Milli İstihbarat Teşkilatı son derece denetimsiz bir kuruluş. "Gizlilik" gerekçesi bu denetimsizliği iyice arttıran bir unsur. Bir gün ciddi bir denetime tabi olsa, herhalde kişisel çekişmeler sebebiyle yapılan kanunsuz işler herkese küçük dilini yutturur.
Ülke hizmetini bir kenara bırakıp, iç çekişmelerle uğraşan ve kuvvetinin, mesaisinin bir kısmını, makam hırsı yüzünden, birbirini takip ettirmek ve dinletmekle geçiren, bir elleri politikacılarda, bir elleri gizli özel operasyonlarda, makamlarına sıkı sıkı sarılmış yöneticilerle bir teşkilatın, başarılı olması mümkün mü?
Bugün ciddi bir denetim olsa, en az on-onbeş telefon hattının benim yakınlarıma ve aile mensuplarıma tahsis edildiği görülür. Ne için? Doğruları söylememden rahatsız oldukları için. Hem suçlu, hem güçlü olduklarından.
İyi ve Kötü Eller Milli İstihbarat Teşkilatı, ülke menfaatleri açısından son derecede önemli bir kuruluştur. Merkezi yapıda bir teşkilat olduğundan, iyi ellerde ülke için son derecede yararlı, kötü ellerde ise tehlikeli hale gelebilecek bir teşkilattır. Esasında bu husus denetimi olmayan bütün güvenlik teşkilatları için geçerlidir.
Tekraren ve altını çizerekten söylüyorum. Milli İstihbarat Teşkilatı'nın, gelişmiş ülkelerdeki gibi, amaçları, hedefleri, operasyonel çalışmaları, harcamaları, inşaatları, personel alımı ve personel politikası, yurt dışı tayinleri, belli bir komisyon tarafından en azından yılda bir, denetime tabi tutulmalıdır. Aksi taktirde bu teşkilatta kötü bir şekilde yerleşmiş bulunan keyfi davranışlar tehlikeli hale gelebilir.
MİT Müsteşarının ve yardımcısının basına yaptıkları beyandan sonra Ulaştırma Bakanımız Enis Öksüz, "Herkes aklına geldiği gibi konuşuyor. Türkiye'yi MİT Müsteşarı mı yönetiyor? O, Türkiye'deki 13 müsteşardan birisidir." demiş.
Onüçün Biri! MİT Müsteşarı, 13 müsteşardan biridir ama, yetki ve sorumluluklarının yanı sıra, üç jet uçağı, helikopteri, birkaçı zırhlı, sekiz-on adet makam arabası, iki katlı güvenlikli bir villası, ahçısı, hizmetlileri, sekreterleri, İstanbul'da yalısı, bir koruma ordusu ve kendisine tevdi edilmiş trilyonlarca lira örtülü ödeneği bulunan özel bir bürokrattır.
Emri altında, dinlenen binlerce telefon hattı, gizli mikrofanlar, gizli kameralar, fiziki takip üniteleri, Türkiye'nin ve dünyanın belli başlı noktalarına dağılmış olan personeli ile miktar olarak personelinden fazla olan, her tip ve konumdaki eleman ağının sağladığı operasyonel güç, yabancı İstihbarat teşkilatları ile olan ilişkiler, MİT Müsteşarını diğer müsteşarlardan önemli ölçüde ayırır, "bilgi gücü" ile "operasyonel gücün" birleştiği bir kuvvet merkezi haline getirir.
İç İstihbaratı Devredebiliriz... MİT Müsteşarı ve yardımcısı, basın mensuplarına verdikleri beyanatta, "iç istihbaratı devredebiliriz" demişler. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan da bu yönde düşünüyordu.
İç istihbarat, sadece Türkiye'deki terör ve organize suç örgütlerinin faaliyetleri ile ilgili değildir. Anlaşılıyor ki MİT yöneticileri, Milli İstihbarat Teşkilatının temel görevlerinden biri olan bir konuyu artık tamamen unutmuşlar ve gözden çıkarmışlar.
Atatürk'ün kurduğu teşkilatın başlıca faaliyet ünitelerinden biri olan, halk dilinde "casusluğa karşı koyma" diyebileceğimiz, "kontr espiyonaj", hatta daha geniş manada "kontr entelijans" görevi, zaten yıllardan beri ihmal edilmiş ve son yıllarda yok denecek kadar zayıflamıştı. Eski Müsteşar Sönmez Köksal'ın bu üniteyi güçlendirme ve büyültme projesi de yarım kaldı.
Entelijans Cenneti Bizce "casuslar cenneti" haline gelen Türkiye'de, MİT içinden gelme, özellikle de "kontrespiyonaj" kökenli bir müsteşarın yapması gereken, Türkiye'deki birçok olayın arkasında yabancı güç odaklarınca yürütülen "entelijans" faaliyetlerinin olabileceği düşüncesiyle, bu üniteyi kuvvetlendirmek olmalıydı.
Dikkat ederseniz, güçlü ülkelerin "karşı koyma" teşkilatları habire casus yakalıyor. Gazetelerde bu tip haberlere sık sık raslıyoruz. Teknik çok gelişse de insan faktörünün rolü azalmıyor. Herhalde insanlık yaşadıkça da bu oyun devam edecek.
Bizde ise, her ülkeden fazla olay var, istikrarsızlık var, sosyal, ekonomik patlamalar var ama hiç casus yakalanmıyor.
Bu konu, polisin bu günki yapısı ve zihniyetle bağdaşmayacak, ayrı bir teknik ve ihtisası gerektiren bir konudur. Bu bakımdan en azından, bu fonksiyonu yerine getirebilecek yeni bir yapıya sahip olmadan MİT'in iç istihbaratı bırakması düşünülmemelidir.
Otokontrol Son yıllarda MİT'in iç istihbaratta önemli bir diğer rolü ise "denetim görevi" olmuştur. Bu gün "Susurluk" olayları tamamen olmasa bile, ortaya çıktı ise bunda MİT'in rolü büyüktür.
İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve Emniyetin bu günki yöneticileri, değerlendirmeyi sadece bu günün şartları ile yapmamalıdır. Unutmamalıdır ki bu millet, geçmişte, mafya babaları tarafından tayin ettirilen Emniyet Genel Müdürleri, illegal menfaat örgütü kuran İçişleri Bakanları, Cumhurbaşkanı'nın telefonlarını bile dinleyen Emniyet Müdürleri ile yaşamıştır.
Polis gibi geniş ve denetimi güç bir teşkilatın, iç istihbaratın sorumluluğunu tamamen almadan önce, FBI benzeri, başka bir bakanlığa bağlı (Adalet Bakanlığı gibi) ayrı bir teşkilatın kurulması ve güvenlik teşkilatları içinde "otokontrol" mekanizmasının sağlanması zaruridir.
Kurmay MİT'çiler MİT Müsteşarı ve yardımcısı, basına verdikleri beyanatta MİT'de "bir kurmay sınıfı kurduklarını" belirtmişler. Atasagun, bu projeyi ‘‘60 genç arkadaşımızı seçtik. Bir kurmay sınıfı yetiştiriyoruz. Bunları bölgelere, yöneticilik tecrübesi kazanacakları yerlere gönderiyor, rotasyona tabi tutuyoruz. Tıpkı askerlerde olduğu gibi yönetim makamlarında dolaştıracağız. Genelkurmay'ı kendimize örnek alıyoruz. Nasıl aynı dönemin hakedenlerini yükseltiyorlar, biz de onu yapacağız. ...Önümüzdeki 15 yıl içinde MİT'in üst kademe yöneticileri bu arkadaşlar arasından çıkacak.’’ şeklinde anlatmış.
Öncelikle, Milli istihbarat teşkilatının faaliyeti, askeriyedeki kalıp ve kurallar içinde yapılan faaliyetten çok farklıdır.
MİT mensubunun, başarısı; yürüttüğü verimli operasyonel faaliyetlerle ölçülür. Keza bir memurun aldığı sicil, takdir ve teşekkürler, o memurun başarısı ve yöneticiliği için yeterli kıstastır.
"Kurmay sınıfı" askeriyede bile münakaşalı bir sınıftır. Savaşan askerler, kurmayları pek sevmezler. Onlar savaşıp, riskli uğraşların içindeyken, diğerlerinin akademiye gidip kendilerinden kıdemli hale gelmelerini pek hazmetmezler.
MİT'te, hangi ölçüler içide seçildiği belli olmayan 60 kişinin, ayrıcalıklı bir hale getirilmesi, diğer binlerce MİT görevlisinde ümitsizlik yaratır. Bu geleceklerinden kuşku duyan gençlerin MİT'den kopması demektir.
Maksat, "kurmay sınıfı" gibi ayrı bir sınıf değil, bütün MİT mensuplarını en iyi şekilde tecrübelendirmek ve yetiştirmek olmalıdır.
Aksi halde bu günün yöneticileri, "kurmayları", geleceğin yöneticiliğini kaçırma düşüncesinden başka bir meziyetleri olmayan, "adam sendeci", "başüstüneci", "çıkarcı" kopyaları haline getirirler.

Not: Mikdat Alpay'ın yerine geleceği belirtilen Cevat Öneş, MİT içinde klikleşmelerde yer almamış, ciddi, dürüst, tecrübeli bir yönetici olup, Mikdat Alpay'ın eski amiridir.
|