Header $articleheadline_he$ "ArticleHeadline" Detay Sayfa Header

 

 

     

 

 

 
2021-08-24

Detay Sayfa

Tüm Dosyaların Listesi

News Database Template Page Example

Çakıcı Bantları 09

22/4/2000 - 11:00 - Atinİlgili Bağlantı Yorumlar Bu Yazıyı Bir Tanıdığına Yolla Bu Yazıyı Yazdır  

      

Üç Ayrı Ekibi Devreye Sokacağım

Pasaport'cu Cenk Yolda


07.02.1998

Mustafa: Alo, alo

Alaattin Çakıcı: Alo

Mustafa: Buyur ağabey ?

Alaattin Çakıcı: Ne yapıyorsun oğlum?

Mustafa: Evde oturuyorum ağabey. Sen nasılsın ağabey?

Alaattin Çakıcı: O CENK aradı mı bugün?

Mustafa: Efendim ağabey?

Alaattin Çakıcı: CENK aradı mı seni bugün?

Mustafa: Yok aramadı ağabey hiç

Alaattin Çakıcı: Sen aradın mı onu?

Mustafa: Yok ağabey aramadım.

Alaattin Çakıcı: Ya aradım düşüremedim dün ALMANYA’dan konuştum onunla ama ondan sonra o günden beri yok.

Mustafa: Vallahi bilmiyorum ağabey ben arayayım onu?

Alaattin Çakıcı: Yengesi varmış ona gidecekmiş

Mustafa: Öyle dedi bana MÜNİH’e geçeceğim dedi.

Alaattin Çakıcı: Başka ne var? İki bucuk santim kesmiş şerefsiz kulağını tam.

Mustafa: Tam mi?

Alaattin Çakıcı: Ha, ha iki bucuk santim.

Mustafa: Ha, anladım ağabey.

Alaattin Çakıcı: Ortadan kesmiş yani düşme yok.


Cenk Profesör'ün Kulağını Kesmiş

Mustafa: Bizim profesöre değil mi ağabey? (Bahsedilen muhtamelen Profesör lakaplı sahte pasapotçu DEMİR)

Alaattin Çakıcı: Evet, evet kulak ikiye ayrılmış ama ortadan kesiyor.

Mustafa: Ha, anladım, anladım. Ben yanında genç biri var onun zannettim de profesörünmüş. Sen nasılsın ağabey?

Alaattin Çakıcı: İyiyim ne yapıyorsun? Sağ ol Senden ne var ne yok?

Mustafa: Ağabey iyilik işte Allah'a şükür.

Alaattin Çakıcı: Ne yapıyorsun iyi misin?

Mustafa: Ağabey iyiyim işte arkadaşlar gelecek biraz sonra çağırdım.

Alaattin Çakıcı: Hangi arkadaş?

Mustafa: Bizim şoför gelecek.

Alaattin Çakıcı: Ha arkadaşlar deyince çoğulu kullanıyorsun.

Mustafa: İki kişiler ya ağabey ikisi bir arada.

Alaattin Çakıcı: Ha öbür şoför ile.

Mustafa: Evet çağırdım simdi gelecekler.


Adamları İyi Yetiştir, Silah Kullanıyorlar mı?

Alaattin Çakıcı: İyi yetiştir bakalım onları, emanet tutuyorlar mı (silah kullanıyorlar mı)? Birinin tutar KENAN'ın gönderdiğinin.

Mustafa: O tutuyor da öbürü anlamaz, öbürü öğrenci. Anladın mı ağabey? Öbürü tamam.

Alaattin Çakıcı: CENK gibi adama kulak kestirdiğime göre, anladın mı dediğimi?

Mustafa: CENK'e diyorum ki oğlum diyorum gel diyorum ikinci aşamaya geç diyorum biliyor musun sana diyorum bir antreman yaptırayım, yok ağabey diyor ben evleneceğim kurbanınız olayım diyor. Diyorum böyle olmaz oğlum çıtırcısın diyorum biliyor musun? Yok ağabey diyor ben diyor evleneceğim diyor kurbanın olayım diyor

Alaattin Çakıcı: Evet, evet

Mustafa: Başka nasılsın ağabey?


Kulağı Kesmezsen Seni Şişkoya Veririm

Alaattin Çakıcı: Yok ondan bize bir şey olmaz. Korkudan yaptı biliyor musun? Korkuttum onu. Seni dedim, seni ulan şişkoya teslim etmeyenin a... koyayım ulan dedim, kulağını kesmezsen dedim. (gülüyorlar)

Mustafa: Ben de dedim ki yahu kardeşim dedim, baktım anladım ben biliyor musun? Çok şey yapıyor. Bak dedim ya dedim ben. Seni kardeşim gibi severim dedim, sen dedim ağabeye yalan söyleme dedim biliyor musun? Neyse dedim o dedim.

Alaattin Çakıcı: Yok hayır, hayır, dedim onun kulağını kesme, seni şişkoya teslim edeceğim, kulağını öyle kesti. Başka ne yapıyorsun?

Mustafa: Ağabey ellerinden öperim hürmetler. Vallahi gülmem geliyor. Ne yapayım işte? Dün gece bir yerdeydim ağabey, çekmiyordu. Bu bizim evin civarında güzel bir yer aaçıldı, nezih bir yer açıldı. Biliyor musun böyle.

Alaattin Çakıcı: İsim verme ha

Mustafa: İste ordaydım dün belki aradıysan düşmemiştir yani. Saat dörde beşe kadar orda oturdum


Benden Bahsediliyor mu?

Alaattin Çakıcı: Bazen sen böyle şahit olup ağabeyinin ismini konuşuyorlar mı?

Mustafa: Ağabey girmiyorum ki o ortamlara. Hani sen girme dedin ya.

Alaattin Çakıcı: Yok, yok duyuyor musun oyle? Yani iki adam konuşurken şahit oluyor musun?

Mustafa: Ağabey yok vallahi şimdiye kadar denk gelmedim yani kimseyle oturup sohbetim yok yani. Anladın mı?

Alaattin Çakıcı: İyi, iyi.

Mustafa: Anladın mı ağabey?

Alaattin Çakıcı: Anladım. Başka ne yapıyorsun?

Mustafa: Hani ya ..daki arkadaşlarla oturuyorum konuşuyorum, iste o. İste o zaten KENAN'ın gönderdiği zaten seni biliyor ağabey. Tamam mı ağabey?

Alaattin Çakıcı: E, bilir tabi.

Mustafa: Öbür çocuk da biliyor zaten.

Alaattin Çakıcı: Ne, bu g..veren s..işmişin ağzı bos durmaz

Mustafa: Tabii, tabii anlıyorum,

Alaattin Çakıcı: Onlar onuncu sınıf, sokaktaki s....leri karıya bile anlatırlar.

Mustafa: Vallahi doğru söylüyorsun, doğru söylüyorsun ağabey.

Alaattin Çakıcı: Başka ne yapıyorsun tosunum.

Mustafa: Ağabeyim ellerinden öperim iste ne yapayım vallahi işte böyle geziyorum tozuyorum


Para Basma MakinamızYok

Alaattin Çakıcı: Ya s....miş papaz ne desin bana dün?

Mustafa: Ne diyor ağabey?

Alaattin Çakıcı: Harçlığım bitti.

Mustafa: Bana da dedi, ben sana söylemedim sen kızmayasın diye.

Alaattin Çakıcı: Ben de döndüm ona dedim ki, dedim ya sana on bin dolar verdik dedim nasıl bunu harcadın. Dedim hadi kırk sekiz bin dolar şey neydi, evi için

Mustafa: Anladım.

Alaattin Çakıcı: Harcama dedin tamam. E, on bin dolar dedim nasıl bitiyor ya? Dedim bizim para basma makinemiz yok. Sonra bir tane adam sen değilsin ki kardeşim ya yahut ta yani öbür arkadaş değil.

Mustafa: Ağabeyim vallahi benden de istedi, ben sana söylemedim, ben dedi param yok dedi, kuruşsuzum dedi, ben dedim vallahi ağa bende yok dedim. Ya işte nasıl olur şuyum var buyum var. Dedim ya benim var da, cebimde nakit param yok kardeşim. Şimdi araba aldım ya

Alaattin Çakıcı: Senin varsa, iyi dinle anlamadım?

Mustafa: Anlamadım

Alaattin Çakıcı: Sana yaptığım kadar da o i...ye yaptım affedersin.

Mustafa: Biliyorum ağabey her şeyin farkındayım. Biliyor musun? Her şeyin farkındayım. İyi başka nasılsın ağabey. Sağlığın nasıl?

Alaattin Çakıcı: Pek iyi değil ya.

Mustafa: Efendim ağabey?

Alaattin Çakıcı: Pek iyi değil ya.

Mustafa: Ağabeyciğim biraz sinirlenme, sağlığına dikkat et.

Alaattin Çakıcı: Şey yap yalnız tersledim onu. Tersledim, emredersin reis, g . veren hemen dönüş yaptı.

Mustafa: Ağabey çok şey çok şey hani, vallahi bilmiyorum da, işte ben durumu anlattım o bizim CENK'e o sana anlatmıştır, her şeyi değil mi ağabey. Alo, alo

Alaattin Çakıcı: Ya bunlar zannediyorlar ki anlıyor musun bizde maden ocağı var.

Mustafa: Doğru, doğru ağabey.


En Az 100 Kişiye Yardım Ediyorum, Hapiste 20 Kişi, Ailem

Alaattin Çakıcı: Anamla zina edeyim, sana yemin ister inan, ister inanma; en az yüz kişiye yardım ediyorum.

Mustafa: Biliyorum ağabey farkındayım.

Alaattin Çakıcı: Yirmi iki kişi anlıyor musun bir sefer hapishanede var ya

Mustafa: Biliyorum ağabey biliyorum.

Alaattin Çakıcı: Ailem var kardeşlerim var başka

Mustafa: Biliyorum ağabey biliyorum


Üç Ayrı Ekibi Devreye Sokacağım, İstanbul, İzmir Ankara'da Var

Alaattin Çakıcı: İki ayrı ekip var, devreye koyacağım biliyor musun? Ayrı, ayrı yerlerde. Hatta üç tane

Mustafa: Anlıyorum ağabey

Alaattin Çakıcı: Bak, İstanbul’dakini KENAN'a kontrol ettiriyorum. Onda bir beş kişilik ekip var onlarında günlük masrafı var.

Mustafa: Biliyorum ağabey biliyorum.

Alaattin Çakıcı: İzmir de var, Ankara’da var inan diyorum ben sana üç ekibin aylık gideri yirmi bin dolar

Mustafa: Biliyorum ağabey biliyorum.

Alaattin Çakıcı: Sadece bu yarın bir şey olduğu zaman hani, basacak insanlar anladın mi? Bak üç ayrı ekip. Hapishanede var yirmi kişi, onun dışında ailem var, ben varım. Bir sürü başka arkadaşlar var.

Mustafa: Tabii, tabii ağabey ben her şeyi tahmin edebiliyorum yani. Biliyor musun yani? Ben olayı tahmin edebiliyorum yani.

Alaattin Çakıcı: Ben simdi bu s...miş, bak küfür edeceğim ona. Etmiyorum, g...den s....miş diyorum, tanıdığım günden beri iyilik ederim, daha evvelki zamanlarda bana çat pat diyor, arkadaşlarıyla paylaşmayı bilir.

Mustafa: Ha, biliyorum, biliyorum ağabey farkındayım ben. Ben ona dedim ya belki sana söylememiştir, oğlum dedim, sen dedim kimin kılıcını salladığın belli değil dedim. Çok soru soruyorsun dedim, çok şey araştırıyorsun dedim böyle giderse dedim, bilgileri nereye verdiğin de belli değil dedim, sen dedim böyle giderse dedim, birileri bir gün senin a... koyar dedim. Bunu yüzüne dedim ama dedim bak ben sana karışmam dedim. Yengemin elinden su içtim yemek yedim dedim. Ama dedim senin dedim durumun kötü dedim. Bu gidişatla gidersen dedim, biri senin a... koyar dedim. Her şeyi bilmek istiyorsun dedim, her şeyi öğreniyorsun dedim. Herkesin kılıcını sallıyorsun dedim. Sen dedim yani herhangi bir ortamın da yok dedim, bir şeyin de yok dedim. Hani herkese dedim muhtar durumdasın dedim. Ama ben ona konuşuyorum ağabey lafımı esirgemiyorum yani. Biliyor musun yani şey yapıyorum yani.


Kel Demir'e Tanıdığım Günden Beri Yardım Ederim

Alaattin Çakıcı: Ya ben onun bak şimdi, onu anlatayım yani demek istiyor ki arkadaş sen bizden, ulan şerefsiz tanıdığım günden beri sana iyilik yaparım be Kel Demir. Tanıdığım günden beri.

Mustafa: Doğru ağabey. Anlıyorum.

Alaattin Çakıcı: Bu istiyor ki ona bir kalemde beş yüz bin dolar. Lan zaten benim aylık gelirim beş yüz bin dolar değil ki.

Mustafa: Doğru, doğru ağabey.


Aylık Masrafım 250 bin Dolar

Alaattin Çakıcı: Benim bir sefer 100-150 bin lira buralarda masrafım var, cezaeviyle arkadaşlarım ailem onlara da aşağı yukarı 70-80-100 bin.

Mustafa: Evet ağabey.

Alaattin Çakıcı: İste bu arada ya ben sana başka bir şey anlatayım.

Mustafa: Evet ağabey.

Alaattin Çakıcı: Tahmin etmediğin adamlara da yardim ediyorum.

Mustafa: Tahmin ediyorum ağabey ben her şeyi tahmin ediyorum. Hani senin durumunu nasıl bir.


Bürokraside Bizi Koruyanlara da Yardım Ediyorum

Alaattin Çakıcı: A bizi bürokraside koruyor.

Mustafa: Tabii, tabii doğru. Ağabey vallahi hani ben bilmiyorum bunları ben somut olarak ispat edemem ama o hani ben sana söylüyorum yani senin verdiğin kadarın dublesi peynir işinden geliyor ona. Tam peynir işinin içinde yani ama bayağı zula yapıyor bak ben sana söylüyorum, bunu zulası falan. Anlatabiliyor muyum ağabey ?

Alaattin Çakıcı: Yalan konuşuyor, ben onu anlatıyorum. Bak ona bu sene benim verdiğim para ne biliyor musun ?

Mustafa: Evet ağabey


40 Günde 60 Bin Dolar Verdim

Alaattin Çakıcı: Anamla zina edeyim su sigarayı bıraktırdın ya şeye birine (birini korkutmak veya eylem yapmak), bıraktırdığın günden şu güne kadar, 40 günde verdiğim 60 bin dolar, l00 bin mark yapıyor ya.

Mustafa: Ağabey l00 bin mark ne yapıyor ? 130-140 bin mark yapar

Alaattin Çakıcı: Kaç para bir dolar ?

Mustafa: Ağabey 10 bin dolar 18 bin mark yapıyor.

Alaattin Çakıcı: İşte buyur.

Mustafa: Hani sen yirmi desen iste 120 bin mark, ll5 bin mark.

Alaattin Çakıcı: Bak öbür arkadaşa da o kadar verdim, buna da o kadar verdim. Yok.

Mustafa: Anlıyorum.

Alaattin Çakıcı: Öbürüne verdim 48, bu i...ye verdim 58.

Mustafa: Doğru ondan da almıştır ha, durumum sıkışık diye, en aşağı ondan onun yirmisini kopartmıştır, o verir


Avukat İkisini de Tanır, Sedat'ı Sever

Alaattin Çakıcı: Yo, yo söyledim ona da, onu gönderiyorum buna da bu kadar. Anladın mı ne dediğimi ? Avukat ikisini de tanıyor ya. Avukat, SEDAT'ı sever yani. Anladın mı dediğimi? CEMİL'i tanımaz.

Mustafa: Anladım ağabey.

Alaattin Çakıcı: Yani onu anlatayım. Daha bir 41 olmadı değil mi kardeşim ya ?

Mustafa: Yok 40 gün bir şey oldu. Bu gün ayin kaçı, yedisi işte, hemen, hemen 40 gün falan.

Alaattin Çakıcı: 40 gün yani. Sonra s...miş affedersin yani onun her türlü kaşarlığını ben biliyorum, biliyor musun?

Mustafa: Biliyorum ağabey.

Alaattin Çakıcı: Biliyorum her türlü. Ondan bir bok olmayacağını da.

Mustafa: Yalnız ağabey bir şey şöyleyim mi? O bana ha bire zarf atıyordu o konuyu sen daha iyi söylersin. İste bir gün bunun telefonu biri alo demişte, telefonda bir sohbet varmış, bu da dinlemiş, seni konuşuyorlarmış falan işte biliyor musun şunu yapıyor bunu yapıyor falan, bu da telefonu dinlemiş, bunun telefonu da dinleniyormuş bana öyle bir mantık kurdu. Anlatabiliyor muyum ?

Alaattin Çakıcı: Telefonu dinleniyor da yani ben Amerika’dayım

Mustafa: Şimdi yani şöyle diyor; bana bir telefon geldi diyor, alo dedim diyor, kimse cevap vermedi diyor, iki kişi sohbet ediyordu diyor. Sohbette ağabeyden konuşuyorlardı diyor, bu da şunu yapıyor, bu da bunu yapıyor. Biliyor musun? Bak şimdi bana anlattı bunu beş altı kere ben hiç oralı olmadım, çünkü biz Uskut? Ağabey ile onun evine gittik biliyor musun ağabey?


Üsküdar'lı Bunu Bir Sıkıştırdı

Alaattin Çakıcı: Ya bunlar orda o EMİN'len bir kaç kişiylen bok yiyiyorlar. Bunlar ATİLLA'nın (Alaattin ÇAKICI) ismini kullanıyorlar, bana. Üsküdar’lı dedi bunu bir sıkıştırdım. Üsküdarlı bunu bir sıkıştırdı, işi bu anlattı Üsküdar’lıya Bu s..miş ben biliyorum bunu her türlü.

Mustafa: Ağabey ben Üsküdar’lı ile onun evine gittim, çocuğuna tembihlemiş kendi de, bana bir sarıldılar böyle, öpme ayağına biliyor musun? Yani bir şeye mi geldiler diye. Zaten ondan sonra bu tam şey oldu, benden uzak durdu.

Alaattin Çakıcı: Bak sana bir şey anlatayım bak.

Mustafa: Anlıyorum ağabey.


Avrupalı Polisler ÇAKICI'yı Seviyorlar

Alaattin Çakıcı: O Konyalı AYHAN'ın oğlu ve de o zannediyorum, amcaları bana diyor ki seni bütün amcalar (Polisler), Avrupalı amcalar seviyor, niçin seviyor, zehire düşman olduğun için. Sen nereden biliyorsun ki?

Mustafa: Nereden biliyor?

Alaattin Çakıcı: Eee ben diyor ispiyoncuları ile konuşuyorum onların diyor . Yalan söylüyor yalan. Ben ona bir zarf attım dedim ki bak biri varmış dedim, Alman amcalara çalışıyormuş dedim, bizdekiler de şüphelenmiş dedim ondan dedim, Alman amcalardan onu istemişler. Dedim biliyor musun? Hemen dedim bu ertesi gün öğrenmiş dedim, o zamanda kesin emin olmuşlar dedim, bunun Alman amcalarla ilişkisi olmasa ertesi gün bizim istediğimizi ne bilirler diye o gece sabaha kadar uyuyamadı, kalktı gitti. Sen dedi bana dedi yani Alman’larla şey mi diyorsun dedi, ispiyonu mu diyorsun dedi. Ben dedim öyle bir şey demedim oğlum, niye dedim lafımı ters anlıyorsun. Bu EMİN'in kayınbabası Almanya birinci bölgenin para şefi. Anladın mı ağabey? Bu onunla görüşüyor.

Mustafa: E nasıl oluyor ?

Alaattin Çakıcı: O adam buna oturum, moturum işlerini ayarladı bir dakikada, Hem o hem EMİN kötü iş yapıyor, bu nasıl oluyor ?

Mustafa: Evet ağabey iste.

Alaattin Çakıcı: Belki de şu olabilir; onu dümenden finanse etmiş olabilirler diğerlerine ulaşmak için, o da olabilir değil mi ?

Mustafa: Tabii, tabii. Her şey olabilir. İste o uzunu benim yanıma verdi, uzun işte geldi bana KAMİL ile ilgili bilgi verdi. O TOPAL bir çocuk var ya ağabey horozun bulunduğu yerde.


TOPAL Bizim Çocuk, Unutma

Alaattin Çakıcı: O bizim çocuk yalnız unutma.

Mustafa: Ha biliyorum ha. İste horozun bulunduğu o TOPAL’ın bulunduğu yerde beni bir eve götürdüler, dediler burada KAMİL'in şeyi kalıyor,

Alaattin Çakıcı: Sen ağabeyini ne kadar seversen o TOPAL da ağabeyini o kadar sever unutma bunu.

Mustafa: E biliyorum ağabey.

Alaattin Çakıcı: TOPAL ile şey DEMİR tanışmaz.

Mustafa: Ha anladım .

Alaattin Çakıcı: Tanışmaz, tanışmaz.

Mustafa: İste beni orda bir eve götürdü, burada dedi KAMİL'in sevgilisi kalıyor dedi, ressam dedi biliyor musun? Eve girdim ben orda bir çocuk vardi.

Alaattin Çakıcı: Bizim horoz var ya benim yeğenim

Mustafa: Anlıyorum.

Alaattin Çakıcı: İBO, İBO'dan dolayı TOPAL’ı severim, MURAT da aynı dönem tanımış TOPAL’ı

Mustafa: Ha anladım.


Bunun Kıblesi Belli Değil, Üç Yüz Tarafta Oynuyor

Alaattin Çakıcı: Yahu bunun kıblesi belli değil, üç yüz tarafta oynuyor.

Mustafa: Vallahi ya aslında bir orta... getirip bununla biraz ilişkileri kopartman lazımda yani iş.

Alaattin Çakıcı: Hayır, hayır.

Mustafa: Anlıyorum.

Alaattin Çakıcı: Ben sana ne diyorsam o olur. Onun karısı benim kız kardeşim, çocuklar da benim yeğenim. Ben onu deli... Yerine getiriyorum ona bu kadar ağabeylik yapıyorum, düşün kendisini gönderdim, karısını gönderdim, çocuklarını, her gelişimde ağabeylik yaptım.

Mustafa: Ağabey vallahi bu adam yanlış adam niye biliyor musun yanlış adam? Ben sana söylemek istemiyorum, bu SERDAR için bana ne dedi biliyor musun beni ilk tanıştırdı, beni çekti kenara, bu dedi Samsun'da bunlar kerhane işletiyorlardı, bunlar dedi yaramaz adam ama kardeşimin hatırı için dedi ben bunlarla iyi geçiniyorum dedi. Bak simdi. Anladın mı ağabey ? SERDAR’ı da görünce vay kardeşim sen bir tanesin, sen şöylesin, sen yok yeni jenerasyon anladın mı? Bu adam pu.. i...nin biri. Bana diyor ki, bu adam yaramaz adam diyor, anladın mı ağabey ?


Bir Gün Lazım Olur

Alaattin Çakıcı: Bos ver. Ben sana ne diyorsam, benim dediğim kötü olmaz bir gün yine oralara gidersin, bir gün ağabeyin de gidebilir.

Mustafa: Anlıyorum ağabey.

Alaattin Çakıcı: Yani boş ver kötü olma, yalnız dünya bir, ben bir tarafa kalemini kırmam onun buna inan.

Mustafa: Tamam ağabey oldu.

Alaattin Çakıcı: Kırmam onun asla kalemini kırmam. Onun çoluk çocuğu bizim yeğenlerimizdir. Yalnız dünyada en korktuğu adam kim biliyor musun ?

Mustafa: Kim ağabey sen mi ?


Benden Korktuğu Kadar Kimseden Korkmaz

Alaattin Çakıcı: Evet. Dünyada benden korktuğu kadar kimseden korkmaz.

Mustafa: Doğru, doğru. Bana zaten dedi ki oğlum dedi, senlen bir arada oturamıyorum dedi bir telefon getir seni ıskalayım dedi. Yahu diyorum manyak mısın nesin, biliyor musun, böyle konuşma diyorum, seni söylüyor, o diyor sana telefon açtı.

Alaattin Çakıcı: Yahu sen dedin ya ki emredersin ağabey tamam nasıl diyorsan öyle olur dedin ya, halbuki ben sana diyorum ya rahat ol dışarı çıkma sudur budur.

Mustafa: Ha o lafı ters anladı.(karşılıklı gülüşüyorlar)

Alaattin Çakıcı: Ama bak inan hayatta kalemini kırmam, oğlumun ölüsünü öpeyim.

Mustafa: Anladım ağabey anladım.

Alaattin Çakıcı: O g.. verenin elinden gelse, parayı koysalar göz yumar bazı şeylere.

Mustafa: Vallahi yumar ağabey, doğru söylüyorsun. Ben yani, karakter olarak ona hiç güvenmedim ki, güvenmem de yani. tuvalete bile gitmem ben onunla. Vallahi diyorum.


Korkarsa Adamı Vurur Ha

Alaattin Çakıcı: Yahu i... korkarsa adamı vurur ha.

Mustafa: Doğrudur yapar. Ben ona bir gün dedim ki yahu dedim bu ALİ'nin köyü var ya senin oğlunun, dedim ya böyle, böyle burada dedim şey varmış, Türkiye usulü dedim, şeye atıyorlarmış adamları dedim, demir fabrikasına dedim biliyor musun, yahu dedi nereden öğrendin, dedim ben şuradan öğrendim. Şeyi terk etti bir ay gelmedi biliyor musun, gitmiş eve hemen valizini hazırlamış, hanımına demiş ya böyle böyleymiş demiş, hemen kaçmış. Çok korkak şey yani, çok şey huylu. Sen ne yaptın ağabey ?

Alaattin Çakıcı: İyiyim vallahi, Allah razı olsun. Ama ben onu severim biliyor musun ? Şarlatanlık yapıyor güldürüyor beni emredersin baş üstüne diyor.

Mustafa: Yahu ağabey hep zarf atıyor, şunu yapıyor, yani onun zarfı doğrusu ağzından bir laf kaçırdın mı hemen lafı yetiştiriyor. Kendinin söylediği ciddi, ciddi laflar çoluk çocuğumu ben bilmem ne yapayım ben öyle bir şey demedim, yani bir de karakteri bozuk, ben onun için ondan hoşlanmıyorum. Dengeleri çözmeye kalkıyor bana mesela diyor ki.

Alaattin Çakıcı: Hayır bak dinle beni.

Mustafa: Anlıyorum.

Alaattin Çakıcı: SEDAT'ın ayağının suyunu yıkayıp içmesi lazım kardeşinin intikamını SEDAT aldı.

Mustafa: Anlıyorum ağabey anlıyorum.

Alaattin Çakıcı: Demek ki bu VEDAT diyor, ya araya çürük falan sokuyor diye Bafra ekibini karıştırıyor, o zaman bu

Mustafa: Doğru, doğru. Simdi yanında adamlar var VEDAT'ın bana diyor ki bunlar benim adamım, bunları diyor tanımazlar diyor, yani sağına soluna ben adam yerleştirdim diyor, bunlar benim kontrolümde diyor falan, hiç alakası yok anladın mı ağabey ?

Alaattin Çakıcı: Evet.

Mustafa: Yani bu EROL merol diye çocuklar var, hiç alakası yok ben gördüm mesela, o gönderdi falan dedim ya ben, üç beş kuruş verdim dedim ya ağabey, beni arıyor dedim. O çocuğu mesela diyor bir kaç kişiyi diyor alanlar hiç alakası yok yani, gruplaşma yapıyor ikilik yaratıyor, fitne sokuyor vallahi diyorum.

Alaattin Çakıcı: Ama onun yapısı o.

Mustafa: Simdi mesela senin yanındaki arkadaşlarla bunu bir tanıştırsan bir telefon trafiği olsa, sen onu bir seyret bak,utanılmaz bir şey yapıyor.

Alaattin Çakıcı: Yo, yo yapamaz niye biliyor musun benim huyumu biliyor. Benim ne kadar akıllı olduğumu biliyor.

Mustafa: Anlıyorum.

Alaattin Çakıcı: Onun için asla. İyi yavrum çok iyi geçin onunla ben sana ne diyorsam onu yap. Niye biliyor musun, yarın bakarsın ağabeyin gider, sen gidersin yani bırak.


Pasaportun Okeyi Dolma Kalemle Uzatılmış

Mustafa: Doğru. Ağabey öyle dedin de, ben bu gün o tapu (pasaport) var ya defter.

Alaattin Çakıcı: Ha

Mustafa: Bu horozun bulunduğu yerin okeyi var ya onda.

Alaattin Çakıcı: Ha

Mustafa: 99'a kadar onun okeyi var, onu dolma kalemle uzatmış ağabey aslında okeyi yok onun, oynamışlar, bu gün fark ettim.

Alaattin Çakıcı: O önemli değil, biz onun yenisini yaparız ilerde, şimdi idare et onunla.


Yavrusu da Olsa İyi Olurdu

Mustafa: Onunla idare edeceğim, bir kaç kere gidiyorum böyle soruyorlar biliyor musun, bir de yavrusunu (nüfus kağıdı) yapsalardı olurdu da yanına küçük.

Alaattin Çakıcı: İste yavrusunu bizim MUAYYİF'e yaptırırım da .

Mustafa: O da tanıyor beni.

Alaattin Çakıcı: Dur bakalım sabır eyle.

Mustafa: Anladım ağabey.

Alaattin Çakıcı: Hadi öpüyorum seni.

Mustafa: Oldu ağabey ellerinden öperim hürmetler.

Alaattin Çakıcı: Sen kendine dikkat et, tedbirini kendin alıyorsun bunu.

Mustafa: Tamam. Anladım ağabey.

Alaattin Çakıcı: Hadi öpüyorum.


Mustafa: Ağabey peki ben bu gün 11, 12'den sonra .. (Kesildi)




FastCounter

 

Hit Counter

  Anadolu Türk İnterneti

 

Güncelleştirme : 24.08.2021 - 15:50