Header $articleheadline_he$ "ArticleHeadline" Detay Sayfa Header

 

 

     

 

 

 
2021-08-24

Detay Sayfa

Tüm Dosyaların Listesi

News Database Template Page Example

TBMM Susurluk Raporu 10

4/3/1997 - 11:10 - Atinİlgili Bağlantı Yorumlar Bu Yazıyı Bir Tanıdığına Yolla Bu Yazıyı Yazdır  

      

Onuncu Bölüm

Mehmet Agar, Ibrahim Sahin,Korkut Eken ve Abdullah Çatli arasinda geçen yil mart ayindan bu yana bir çekisme basladigini, birbirlerini yok etme planlari yapmaya dogru gittiklerini, Hadi Özcan'in poliste alinan bir ifadesinde kendisinden Abdullah Çatli, Yesil ve Kürsat Yilmaz'in öldürülmesinin istenildigini belirttigini ancak bu ifadesini Savcilikta reddettigini, Ayrica Türkiye de Milli Istihbarat, Jitem ve Emniyet arasinda bir yaris oldugunu, Sami Hostan'in Topal cinayeti içinde bulundugunun söylendigini, bu sahsin ayni zamanda Topal'in ortagi oldugunu, Sami Hostan'in telefon baglantilarinin, kayitlarinin elde edilmesi halinde devlette önemli kisilerle görüstügünün anlasilacagini, Ömer lütfi Topal Cinayeti ile suçlanan polislerin sorgulamalarinin 5 kisi tarafindan yapildigini, ifade tutanaklari ve ses kasetinin oldugunu Kemal Yazicioglunun kendisine söyledigini, Kemal Yazicioglunun bu bilgiyi sorusturmayi yürüten Sentürk Demiral'den aldigini, oysa böyle bir kasetin olmadigini Sentürk Demiral'in daha sonra kendisine söyledigini, ifade tutanagi da kaset de yok dedigini, ayrica yapilan isin bir sorgulama da olmadigini kendisine söyledigini, Ömer Lütfi Topal'in öldürülmeden evvel Yesil Kod adli Ahmet Demir'e bazi havaleler gönderdigini, Yesil'in Jitem'e bagli bir haberci oldugunu, ``Yesil'' kod adi ile dolasan sahis oldugunu, paranin miktarinin 10 milyon dolar oldugunu ve Ömer Lütfi Topal'in bu parayi verdigini, yine Is Bankasi araciligi ile Van iline gidip gelen bir para oldugunu da bildigini, Ömer Lütfi Topal'in yakinlarina ``10 milyon dolari verdik havaleyi yaptik, kelleyi kurtardik, dolayisiyle artik benu koruyacaklar, beni öldürmeyecekler'' dedigininin söylendigini, Devlet içindeki özel örgütlenmede bunlarin sayisinin 50-100 kisiyi geçmedigini, Ugur Mumcu Cinayetinin de devlet içindeki bu olusumun bilgisi dahilinde yapilmis olabilecegini, Devlette bir görevliden destek almayan çetenin, mafyanin bir gün bile ayakta durmasinin mümkün olmadigini, Bugün ise devlette birisine haraç vermeyen pavyoncu, devlette birisine haraç vermeyen kumarhane sahibi, devlette birisine ortak olmayan çek-senet mafyasi olmadigini, Susurluk kazasi olmasaydi yakin bir gelecekte belki siyasetin akibetini de bu çetelerin tayin edecegini, mafyanin tayin edecegini, Mehmet Agar ile Sedat Bucak'in ayni kategori içinde olacagini zannetmedigini, Mehmet Agar'in bu isleri hazir buldugunu, Çatli'nin Mehmet Agar'dan çok evvel bu isin içinde oldugunu Mehmet Agar'in Çatli'yi hazir buldugunu ve görevi geregi onunla iliski kurdugunu, Yasar Öz ile kimligi dolayisiyla Mehmet Agar'in iliskisinin ortaya çiktigini, hukuk nizaminda böyle seylerin olamiyacagini ve hesabinin sorulmasi gerektigini, Sedat Bucak'in birçok olayin içinde oldugunu bu sahsin adam öldürmeye tesbbüs, yara alma, büroda tehdit gibi islerinin oldugunu, Hakkari, Batman, Van üçgeninde eroin isinin hala devam ettigini ve dönen paranin Türkiyenin milli ekonomisinde dönen para kadar oldugunu, uyusturucu isine karisan asker, polis her kim olursa olsun suçlulari ortaya çikarmak ve bu isi durdurmak gerektigini, Yasar öz, dosyasinin en önemli dosyalardan birisi oldugunu, bu dosyada hem sahte belge bulundugunu hem de sahte belgenin devlet tarafindan kabul edildigini ve Emniyet Genel müdürünün de bu sahsin serbest birakilmasini istedigini,'' beyan etmistir.(Ek:219)

47- MEHMET SENA SÖYLEMEZ 2 Mart 1997 tarihli ifadesinde; Aslen Mus'lu, Kürt kökenli, 1961 dogumlu, doktor, genel cerrah oludugunu, Esinin Mus Eski Milletvekili Mehmet Emin SEVER'in yegeni ve doktor oldugu, 1995 yilina kadar Ankara Numune hastanesinde çalistigini, 6 kardes olduklarini, kardeslerinden birinin baskomiser, birinin astsubay, birinin emekli polis, birinin de emekli isçi oldugu, 1994 yilinda bir araba parki meselesi yüzünden Bucak ailesinden Sedat BUCAK'in yegeni uyusturucu, alkol bagimlisi Sultan Memduh BUCAK tarafindan vuruldugunu, (kardesinin de O'nu öldürdügünü), bu tarihe kadar Bucak ailesini hiç tanimadigini, bundan sonra aralarinda kan davasi basladigini, vurulan insan olmasina ragmen Ankara'da gözaltina alindigini ve sorgulandigini, bu sorgulamada Ankara Asayis Müdür Yard. Ali Ihsan SARIKAVAK'in kendisine ``Biz Bucaklarin dostuyuz. Seni ve ailenden herkesi öldürecegiz'' dedigini, (Bu kisinin daha sonra abisi ve yegenini öldürenlerle birlikte oturup kalktigini,) Sedat BUCAK'in Mehmet AGAR ile ortakligi, karanlik islere eraber girip çikmalari yüzünden kendisine bagli polisleri kendi üzerlerine saldirttigini, kendilerine saldiranlarin daima polisler oldugunu, Bir oaydan dolayi Bilkent Üniversitesinde okuyan yegeninin tutuklandigini, iskence gördügünü ve o zaman Adalet Bakani olan Mehmet AGAR'in emri ile özellikle Eskisehir Hapishanesine gönderildigini, yegeni yem olarak kullanilarak O'na elbise, çamasir, para vs. götüren agabeyi ve diger yegeninin orada Savcidan izin alma bahanesi ile bekletildigini, bu sirada ziyaret günü olmamasina ragmen oraya gelen Ülkücü Mafyasindan bazi kimselerin güya ziyaret amaci ile oraya gelerek agabeyi ve yegenini teshis ederek dönüs yolunda pusu kurduklarini ve (13 Mart 1996 günü) agabeyi ve yegenini öldürdüklerini, onlara ates edenlerin polisler oldugunu, bu olayin maddi delillerinin arastirilmadigini, örnegin Orada bulunan Mercedesin içinde vurulan insanlarin saç killari, parmak izleri, tükürük ve kanlarinin oldugunu, yillar geçse de DNA testi ile bunlarin kime ait oldugunun tesbitinin mümkün oldugunu, ayrica Fatih BUCAK adina kayitli bir cep telefonu bulundugunu, bu telefondan kimlerle görüsüldügünün tesbit edilebildigini, Daha sonra bu öldürme olayinin çig köfte partisi ile kutlandigini, bu partiye; Mehmet AGAR'in, Yalim EREZ'in, Sedat BUCAK'in ve Necmeddin Dedenin katildigini, ancak bu davanin kapatildigini, Sedat DEMIR ve Deniz GÖKÇETIN'in kendi taraftarlari olmadigini, bu kisilerin yine Mehmet AGAR'in adamlari oldugunu, agabeyini pusuya düsürtüp öldürmek için bu insanlarin kullanildigini, bu müdürlerle beraber olan Baskomiser Halim APAYDIN'in agabeyine arabasinin vererek Eskisehir'e gönderdigini, ancak ne zaman gidecegini (katillere) haber vererek karsiliginda çek aldigini, eylemin sonucunda agabeyinin öldügünü, Kendisinin 11 Haziran 199'da Adana'da bulunan agabeyini ziyaretten dönerken Pozanti'da vuruldugunu, kendisini vuran insanlarin Istanbul Polisi oldugunu, güya operasyon yaptiklarini, bundan Adana polisinin haberi olmadigini, bu kisilerin Istanbul disinda operasyon yapmak için görev belgelerinin olmadigini, oraya gelmek için bir gerekçelerinin de olmadigini, kendisi orada ölseydi olayin faili mechul olacagini, trafik polislerinin, kamyoncularin, vatandaslarin gelerek kendisini kurtardigini, bunun üzerine isi resmilestirdiklerini, kendisini vurmalarina bir bahane bulmak için kendisini ÇETE olmarak suçladiklarini, kendi arabasinda silah oldugunu iddia ettiklerini, bunun kesinlikle yalan oldugunu, Orada ( POZANTI'da) yakalandiklari , Adana'da hastanede yarali iken Adana Terörle Mücadele ekipleri tarafindan ifadesi alindigi halde Istanbul'da yakalanmis gibi tutanak tutuldugunu, Pozanti'da hiçbir islem yapilmadigini, olayin Pozanti Savcisindan gizlendigini, daha sonra Istanbul'a götürüldügünü, burada hiçbir ifade vermedigini, hiçbir seye de imza atmadigini, ancak kendi ifadesi olarak sahte bir ifadenin düzenlendigini, mahkemeye aleyhine delil olarak sunulan tek seyin bu ifade oldugunu, kendisinin bir sey itiraf edecekse bunu Adana'da itiraf edecegini, oysa Adana'da verdigi ifadede ``Hiç bir sey yapmadim'' dedigini, o ifadenin kesinlikle kendi ifade olmadigini, Ayrica kardeslerine de çesitli uydurma seyler imzalatildigini, kardesinin tutuklama karari oldugu halde, kardesinin savcinin, hakimin karsisina çikarilmadigini, 4 yil gezdirildigini, iskenceden geçirildigini, bunun arkasinda da Mehmet AGAR'in oldugunu, Kendisi tutuklandigi zaman, memur oldugu için memur kogusuna konulmasi gerekirken, Adalet Bakani Mehmet AGAR'in imzasiyla Kütahya Cezaevine gönderildigini, çünkü burada abisini öldürmekten zanli insanlarin bulundugunu, 50 kadar Urfa'li bulundugunu, Sedat BUCAK'la yakin iliskisi olan Müslüm BAKAN adinda birinin kardesinin oldugunu, bu cezaevine konulursa kendisinin muhakkak öldürülecegini, bunu da M.AGAR'in kendisini öldürsünler diye Adalet Bakani olarak yetkisini kullanarak bilerek yaptigini, orada vicdan sahibi bir savcinin durumu farkederek kendisini koymadigini, buradan sevkinin itirafçilarin bulundugu Kirklareli cezaevine çiktigini, Eminönü Belediye Baskani Ahmet ÇETINSAYA'nin yegeninin öldürülmesi olayi ile hiç bir ilgisinin olmadigini, orada beraber yargilandiklari insanlarin sonradan kendilerine polis tarafindan aldatildiklarini söylediklerini belirtmistir.(Ek:220)



48- ABDÜLGANI KIZILKAYA 28.02.1997 tarihli ifadesinde; 1966 Urfa-Siverek dogumlu, ilkokul mezunu, Asiret içinde resmi korucu, Sedat BUCAK'in da yakin akrabasi ve özel korumasi oldugunu, 4 yildir beraber olduklarini, Susurluk kazasi oldugunda Sedat BUCAK'i arkadan takip ettiklerini, kazadan 4-5 dakika sonra olay mahalline vardiklarinda, arabanin kamyonun altinda oldugunu, halatla vatandasin yardimi ile 15 dakikalik bir ugrastan sonra arabayi kamyonun altindan çikardiklarini, Sedat Beyi ve cesetleri de ancak ondan sonra çikarabildiklerini, hatta Sedat Beyin öldügünü sandigini, asfaltin üzerine uzattigini, Sedat Beyin burada konusmasina imkân olmadigini, ``Silahimi verin, tabancami verin'' sözünü hastanede söyledigini, ARENA'da yayinlanan resimde ise arabanin kamyonun altinda oldugunu, demekki birilerinin kendilerinden önce olay yerine vararak resimleri çektiklerini, silahlari da arabanin arka koltuguna onlarin koymus olabilecegini, (bunlar üzerindeki parmak izlerinin rahatlikla kontrol edilebilecegini ve kime ait oldugunun anlasilabilecegini) çünkü arabayi kendisinin hazirladigini, arka koltukta silah görmedigini, yalniz arabanin arkasindan milletvekillerine verilen Sedat BUCAK'a ait çantanin düstügünü, bu çantayi aldigini, Balikesire giderken ve Istanbul'da havaalaninda da bu çantanin elinde oldugunu, bunun resimlerde de göründügünü, bu çantada Sedat Beyin kimligi ile 230 milyon liranin bulundugunu, zaten bu parayi çantaya beyaz bir poset içinde kendisinin koydugunu, çantadan baska bir sey almadigini, Sedat BUCAK'in M-16 ve MP-5 marka ve baska hertürlü silahinin oldugunu, bunlarin devletin verdigini, arabada bu silahlarin mermilerinin de oldugunun söylendigini, peki mermileri varsa, susturucu varsa da silahlarin nerede oldugunu, Eger Sedat BUCAK'a ait silah oldugunu bilseydi rahatlikla kendisine ait oldugunu söyliyecegini, 4 yil yatip çikacagini, ancak kesinlikle böyle bir sey olmadigini, kendisinin silah, susturucu falan görmedigini, Mehmet ÖZBAY'i 1,5 yildir Sedat BUCAK'in yanina gelip gittigi için tanidigini, ancak Abdullah ÇATLI olarak bilmedigini, esasen Abdullah ÇATLI'nin kim oldugunu da bilmedigini, bu kisinin Siverek'e, Ankara'ya Sedat Beyin yanina geldigini, Istanbul'da da görüstüklerini, kendisinin bol içki kullandigini, ancak kokain falan kullanmadigini, daha dogrusu bilmedigini, Hüseyin KOCADAG'in cebinden okunmus toprak çiktigini, bunun toz esrar olarak kamuoyuna sunuldugunu, Sami HOSTAN'i tanidigini, Kazadan önce Istanbul'da görüstüklerini ve yurt disina Galatasaray'in maçina gittigini, kendilerini takip etmesinin mümkün olmadigini, ancak telefonla görüstüklerini , Kendilerini kimsenin takip ettiklerinden süphelenmediklerini, ancak Izmirde Otelde kendisine ``Gani Dikkatli olun'' dedigini, oradan Kusadasina geçtiklerini, genelde yolda her arabadan süphelendiklerini, Ali ÇÖRÜ'yü de tanidigini, maça gelirken görüstüklerini, ancak Ankara'ya Sedat Beyin yanina gelmedigini, Gonca US'u Mehmet ÖZBAY'in yaninda gördügünü, Ahmet BAYDAR'i tanimadigini, Sedat BUCAK'in Susurluk Kazasinda beraber oldugu kisilerle daha önce hep birlikte beraber olduklarini görmedigini belirtmistir.(Ek:221)



49- MUSTAFA ALTINOK 28. 02.1997 tarihli ifadesinde; 1960 Yozgat dogumlu, Sorgun Lisesi mezunu, 1985'de Sorgun Lisesi mezunu, evli, 3 çocuklu oldugunu, okuldan mezun olduktan sonra 1985 sonundan itibaren Basbakanlik'da koruma memuru olarak göreve basladigini, 1987 yilinda Gölbasina Özel Harekat kursuna gittigini, kurstan sonra 1987 onuncu ayinda Sanliurfa'ya gittigini, 1990'a kadar burada kaldigini, sark dönüsü Istanbul Terörle Mücadele Müdürlügünde göreve basladigini, 6 ay öncesine kadar burada görev yaptigini, 28 Agustos 1996'Da Sedat BUCAK'in koruma görevine atandigini, Susurluk Kazasi öncesi Ankara'dan Istanbul'a gittiklerini, kendisinin 15 gün evinde kaldigini, buradan Yalova'ya geçtiklerini, maç seyrettiklerini, sonra Burhaniye'ye gittiklerini, bir arsaya baktiklarini, oradan Izmir'e gittiklerini, Izmir'de 2 gün, Kusadasinda 2 gün kaldiklarini, dönüste malum kazanin oldugunu, Gidis ve dönüste kendilerini takip eden kimseyi görmedigini, hissetmedigini, arkadaslarinin da hissetmediklerini, Kazadan 5 dakika sonra olay yerine geldiklerini, yarali ve ölüleri çikarmaya çikarmaya çalistiklarini, bu sirada arabadan Sedat BUCAK'in, Mehmet ÖZBAY'in ve Hüseyin KOCADAG'in zati silahlari disinda bir silah çikmadigini, baska hiç bir silah ve mermi görmedigini, arabadan hiçbir sey almadigini, para çantasini Gani'nin almis olabilecegini, kaza yerine vardiklarinda arka bagajin açik oldugunu, ama silah falan görmedigini, yaralilari kurtardiktan sonra arabanin yaninda Enver'in kaldigini, Abdullah ÇATLI'yi bir yil kadar önce Ayhan ÇARKIN'in yaninda Mehmet ÖZBAY olarak tanidigini, kendisinden hiç süphelenmedigini, çünkü adamin tasima ruhsatli silahi oldugunu, uçaklara bindigini, büyük adamlarla, mesela milletvekilleri ile görüstügünü, kendisini Emniyet Müdürlügünde, Müdür odasinda, koridorda, bahçede, yolda gördügünü, Sami HOSTAN'i da Mehmet ÖZBAY'in yaninda gördügünü, Ali Fevzi BIR'in ismini bu olaylardan sonra duydugunu, Ömer Lütfi TOPAL'i hiç tanimadigini, TOPAL cinayetinde sanik olmadigini, o gün nöbetçi ekiple görevde oldugunu, arkadaslarina da çok güvendigini, onlara kefil oldugunu, onlarin böyle bir cinayeti isleyceklerine ihtimal vermedigini, buna inanmadigini, Mehmet ÖZBAY'in kokain kullandigini sanmadigini, çok düzenli, kibar, efendi, iyi bir insan oldugunu, O'nun tetik çekecek bir insan olduguna inanmadigini, duyunca çok sasirdigini, is sahibi oldugunu, is yerine bir defa gittigini, orada ortagi Ahmet BAYDAR'i da gördügünü, Kendilerinin çete kurmakla suçlandigini, Sedat BUCAK'in yanina gideli 3 ay oldugunu, 3 ayda çete kurulamiyacagini, Ayhan ÇARKIN'la beraber, ama ayri ayri timlerde çalistiklarini, bazi nokta operasyonlarda müsterek görev yaptiklarini, bu operasyonlarda kesinlikle sivil kisilerin bulunmadigini, Güneydoguda da Jandarma bölgesinde görev yaptiklarini, yüzlerini de kapatmadiklarini, faili mechul olaylarda ölenlerin bu operasyonlarda ölmedigini, bu operasyonlar yüzünden DEV-SOL tarafindan evine gelindigini, öldürülmek istendigini, Ibrahim SAHIN'in Sami ile, yahut Ömer Lütfi TOPAL'la bir iliskisinin olamiyacagini, I.SAHIN ve Korkut EKEN'in Özel Harekat Kursunda hocalari oldugunu, onlari çok iyi ve dürüst olarak bildigini, 1991 yilinda Hasan Pasa olayindan dolayi Avrupa Insan Haklari Mahkemesinde yargilandiklarini, bu olayda içeridekilere teslim olun dediklerini, ancak ``Biz fasistlere teslim olmayiz'' dediklerini, slogan attiklarini, silahli çatisma oldugunu, bir arkadaslarinin yaralandigini, içerde beraat ettiklerini, daha sonra Insan Haklari Mahkemesinde dava açildigini ve devam ettigini belirtmistir.(Ek:222)



50- ENVER ULU 28. 02. 1997 tarihli ifadesinde;

1963 Trabzon dogumlu oldugunu, ilkokulu babasinin memuriyeti dolayisiyle Diyarbakir, Ankara ve Çankiri'da okudugunu, Ortatahsilini Trabzon'da tamamladigini, 1983'te askere gittigini, asker dönüsü 1986'da polislik imtihanini kazanarak 100. yil Polis Okuluna gittigini, buradan mezun olarak ayni yil Ankara Hassas Bölgeler Sb. Md.'de göreve basladigini, 1987 Mayisinda Özel Harekat kursuna katildigini, ayni yil Siirt'e sark hizmetine gittigini, 1990'da sark hizmetini bitirerek Ankara'ya Özel Harekat Subesine geldigini, 1991'de Istanbul'a gittigini, 1993'te tekrar Ankara'ya geldigini, 1994'te Sedat BUCAK'in korumasina verildigini, 1995'de kendi istegiyle Izmir'e tayin oldugunu, burada 1996'da Özel Harekat'tan ayrildigini, Korumalar Subesine geçtigini, sonra terörde çalistigini, Daha sonra tekrar Sedat BUCAK'in korumaligina verildigini, Susurluk Kazasi'ndan önce Sedat Beyle önce Istanbul'a, oradan Mehmet ÖZBAY'la birlikte Izmir'e gittiklerini, buradan Sedat Beyin Kusadasinda bulunan yazligina gittiklerini, Izmir'de Prensis Otelde kaldiklarini, burada Mehmet AGAR'in kizinin bulundugunu, Sedat BUCAK Mehmet ÖZBAY'la birlikte M.AGAR'in kizina geçmis olsun ziyaretinde bulunduklarini, Mehmet AGAR'in orada olmadigini, Sedat BUCAK'in dostu olan Hüseyin KOCADAG'in Izmir'de kendilerine katildigini, Yolda araya kamyon konvoyunun girmesi nedeniyle Sedat Beylerden koptuklarini ve malum kazanin oldugunu, kazayi görünce durduklarini, Mehmet Bey ve yanindaki bayandan iniltiler geldigini, kimsenin yardimci olmadigini, önce arabayi çekip çikardiklarini, korumasi oldugu için Mustafa ALTINOK'la birlikte Sedat Beyi kurtarmaya çalistiklarini, bir arabaya atarak Balikesir'e gittiklerini, Hüseyin Bey'i ve digerlerini diger arkadaslarinin çikardigini, Kaza mahalline vardiklarinda arabanin bagajinin açik oldugunu, kapilarinin da açik olabilecegini, arabada zati silahlar disinda uzun namlulu silah filan görmedigini, görselerdi toparliyacaklarini, Sedat Beyin içinde para bulunan çantasini kendi korumasinin almis olabilecegini, kendisinin almadigini, Abdullah ÇATLI'yi Mehmet ÖZBAY olarak 1,5-2 sene önce 1995 yilinda, Sedat Beyden önce bir arkadas toplantisinda tanidigini, daha sonraSedat Beyin yanina gelip giderken gördügünü, kisi olarak tanimaya basladigini, beraber yemege çiktiklarini, ancak bildigi simalardan birileriyle beraber olmadiklarini, Çatli'yi Ibrahim SAHIN'in makaminda görmedigini, Çatli'nin kokain kullandigini bilmedigini, sanmadigini, Sami HOSTAN'i Sedat BUCAK'in yaninda bir-iki defa gördügünü, Ali Fevzi BIR'i de ALIÇO olarak bir defa yine Sedat Beyin yaninda gördügünü, Hüseyin KOCADAG'i Özel Harekatçi oldugu için 1987'denberi Diyarbakir'dan tanidigini, 1988'de arkadasini kazaen yaralamaktan 6 ay bir disiplin cezasi aldigini, kendisinin Ömer Lütfi TOPAL cinayeti ile ilgisi olmadigini, halen ÇETE kurmaktan yargilandigini belirtmistir. (Ek:223)



51- BURHANETTIN BIGALI 02.03. 1997 tarihli ifadesinde; 1927 Bergama'nin Göçbeyli nahiyesinde dogdugunu, 13 yasinda Konya askeri Ortaokulu'na gittigini, 1947'de Harbiye'yi, 1959'da Harp Akademisini bitirdigini, 1972 yilinda General oldugunu, Istanbul Garnizon Kurmay Baskanligi, Harp Akademileri Kurmay Baskanligi, Erzurum'da Tümen Komutanligi, Kara Kuvvetleri Istihbarat Baskanligi, Genelkurmay Sikiyönetim ve Koordinasyon Baskanligi ve 6. Kolordu Komutanligi görevlerinden sonra 1981 yilinda MIT müstesari oldugunu 1986 yili Agustos ayina kadar 5 yil bu görevde kaldigini,Orgenaral olarak 2. Ordu Komutanligi ve arkasindan da Jandarma Genel Komutanligi görevlerinde bulunduktan sonra 1990 yilinda emekli oldugunu, MIT Kanununa göre; ``MIT'in görevinin, T.C.'nin ülkesiyle, milletiyle bütünlügüne, varligina, bagimsizligina, güvenligine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlara karsi, içten ve distan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkinda millî güvenlik istihbaratinidevlet çapinda olusturmak, bunlari Cumhurbaskani, Basbakan, Genelkurmay Baskani ve Milli Güvenlik Kurulu ile gerekli kuruluslara bildirmek'' oldugunu, Çesitli Kamu kurum ve kuruluslarinin yukaridaki baglamda elde ettikleri bilgileri MIT'e bildirmelerinin gerekli oldugunu, bu bilgilerin bir havuzda toplanmasinin gerektigini, MIT Kanununa göre; `` MIT müstesarinin baskanliginda Bakanliklar ve diger kurum ve kuruluslar arasinda yukarida belirtilen görev ve yükümlülüklerin yerine getirilmesiyle ilgili koordinasyon saglanmasi ve istihbarat çalismalarinin yönetilmesinde temel görüsler olusturmak üzere Milli Istihbarat Koordinasyon Kurulu'nun olusturuldugunu, bu kurulun her üç ayda bir toplanmasi gerektigini'', Kendi döneminde Koordinasyon Kurulunu hep topladigini, Oysa bugün bunun saglikli sekilde yapilamadigini, kurumlar arasinda, özellikle Emniyet, Jandarma ve MIT arasinda kopukluk oldugunu, MIT'in gelen bilgileri degerlendirerek icra etmek üzere yine emniyete verdigini, MIT'in öcü olmadigini, millî bir kurulusumuz oldugunu, Basbakanin, bakanlarin bu kurulustan brifing almasi gerektigini, bu kurumu tanimalari ve yardimci olmalari gerektigini, MIT'in disariya gidecek büyükelçilere brifing verdigini, onlarin teröre karsi, mesela Asala eylemlerine karsi nasil hareket edeceklerini anlattigini, dis temsilciliklerimizin korunmasi için gerekli tedbirleri aldigini, ayrica dis temsilciliklerimizin sik sik kontrol edildigini, bir sürü dinleme cihazi vs. bulundugunu, MIT'in ihtiyaç duydugu elekronik, teknik cihazlarla donatilmasi gerektigini, Avrupa'daki Türk varligini, dis temsilciliklerimizi korumak için çevre kusak ülkelere dikkat etmek, istihbarati daima güncel tutmak gerektigini, 30 Kasim 1983 tarihi itibariyle 195 Asala eylemi oldugunu, 56 kisinin hayatini kaybettigini, bunlardan 39'unun Türk oldugunu, Bu Asala eylemlerine karsi siyaseten dost ülkelerin istihbarat teskilatlari ile isbirligi yaptiklarini, ayrica bu devletlere bir gün bu eylemlerin kendilerine zarar verecegini anlattiklarini, nitekim ölen insanlarin 17'sinin çesitli yabanci ülke vatandaslari oldugunu, bu ülkelerin zarar gördügünü, ayrica Türkiye ile ticari münasebeti olan ülkelerin bunlari desteklememeleri için uyardiklarini, ayrica Ermeniler içinde de bu eylemlerden rahatsiz olan insanlar oldugunu, siyasî platformda da bunlarin hakliliklarini isbat edemediklerini, ve sonuçta Ermeni terörünün sona erdigini, kismen de bu isi PKK'nin sürdürdügünü, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin teröre terörle mukabele etmedigini, Abdullah ÇATLI ismini MIT müstesari oldugu dönemde hiç duymadigini, böyle bir kisinin MIT tarafindan Asala'ya karsi kullanilmasinin asla sözkonusu olmadigini, Müstesarin bilgisi olmadan alt düzeyde birilerinin de böyle bir sey yapmalarinin mümkün olmadigini, MIT'in kisilere pasaport verme görevi olmadigini, dolayisiyle bu kisilere pasaport falan vermedigini, kendilerinin Asala terörüne karsi dis temsilciliklerde sadece pasif koruma tedbirleri aldiklarini, Kendi döneminde ne disarida, ne de içeride bir takim sag ve sol militanlarin, Abdullah ÇATLI gibi, Oral ÇELIK gibi kimselerin tetikçi olarak kullanilmadigini, istihbarat haricinde herhangi bir operasyonda sivil kisilerin kullanilmadigini, bunun mümkün olmadigini, bu kisilerin kendileri tarafindan korunmadigini, MIT Müstesari iken MIT bünyesinde silah kaçakçiligi, uyusturucu kaçakçiligi gibi teröre destek veren islerle ilgilenmek üzere Kaçakçilik Dairesinin kuruldugunu, bunun sebebinin 12 Eylül'de çok sayida silah yakalandigini, yani terörü silah kaçakçiliginin destekledigini, O'nu da uyusturucu kaçakçiliginin destekledigini belirlediklerini, bunun sonucunda 1984 yilinda uyusturucu kaçakçiligina bulasan Mafya Babalari operasyonu yaptiklarini, Dündar KILIÇ, Behçet CANTÜRK gibi insanlarin sorgulandiklarini, haklarinda fezleke düzenlendigini ve adli makamlara sevkedildigini, sonucunun ne oldugunu bilmedigini, Mehmet EYMÜR'ün bu Kaçakçilik Dairesinin basina getirildigini, bu kisinin çok çaliskan birisi oldugunu, konusu ile ilgili sorgulamalara katildigini, Dündar KILIÇ ve benzeri babalarin MIT içindeki, kamudaki insanlarla, (Örnegin iddia edildigi gibi, MIT Istanbul Bölge Eski Müdürü Nuri GÜNDES ile yahut Istanbul Emniyet Eski Müdürü Sükrü BALCI ile ) iliski içinde olduklarina dair bir bilgisi olmadigini, buna inanmanin da mümkün olmadigini, Mehmet EYMÜR'ün 1987 yilinda yayinladigi çesitli devlet görevlileri hakkindaki Raporun kendisinden sonra oldugunu, sonucunda da MIT'ten ihraç edildigini, sonradan nedenini bilmedigi bir sekilde geri alindigini, Korkut EKEN'in kendi zamaninda MIT'te olmadigini, sonra yarbay olarak bir dönem Mehmet EYMÜR'le birlikte MIT'te çalistigini, bu rapor dolayi sonra ikisinin birlikte uzaklastirildigini, halen Emniyet Genel Müdürlügü danismani olarak çalistigini duydugunu, Kendi MIT Müstesarligi döneminde Nuri GÜNDES hakkinda Dündar KILIÇ'la iliskisi olduguna dair bazi iddialar oldugunu, daha üst görevli kimselerden olusan bir komisyonla hakkinda tahkikat yaptirdigini, katiyen böyle bir sey olmadigina dair rapor verdiklerini, iddialarin tamamen yanlis oldugunu, Mehmet EYMÜR'ün Nuri GÜNDES hakkindaki iddialarinin birtakim sahsi husumetlerden kaynaklandigini, Nuri GÜNDES'le ilgili olarak Dündar KILIÇ'in verdigi bilgilerin ortadan kaldirildigi iddialarinin dogru olmadigini, JITEM diye bir kurulusun kendi Jandarma Komutanligi döneminde kurulmadigini, kendisinin 1990 yilinda emekli oldugunu, bunun 1993 yilindan sonra ortaya çiktigini, arkadaslarina sordugu zaman da böyle bir seyin olmadigini ifade ettiklerini, Mehmet Ali AGCA'nin 1982 yilinda askeri cezaevinden kaçirilmasi sirasinda MIT'te görevli olduklarini, ancak o günlerde islerinin çok yogun oldugunu, bu nedenle Basbakanliktan özel bir emir de verilmedigi için bu konu ile ilgilenmediklerini, bu tip cezaevi firarlarinin herzaman oldugunu, hapishanelerin iç ve dis güvenliklerinin ayri ayri Bakanliklarda olmasinin bunda rolü oldugunu, PKK'nin Ankara'daki Istanbul'daki örgütlenmesine karsi istihbari çalismalarin ve diger tedbirlerin iyi oldugu kanaatinda oldugunu, Istihbarat Teskilatinin kanuni prosedür içinde alelusul sunu bunu dinleme yetkisinin olmadigini, önemli bir hedefi,bir örgüt mensubunun ancak savciligin müsaadesi alinarak dinlenebilecegini, ancak simdi birçok kisinin elinde dinleme cihazinin olabilecegini, buna karsi tedbir alinmasi gerektigini, örnegin bu komisyonun dinlenmemesi için MIT'ten uzman çagrilarak kontrol yaptirilabilecegini, bir parti lideri dinlendigini iddia ediyorsa, O'nun da çagirip uzmanlara kontrol ettirebilecegini, MIT'te görev yapan kisilerin siyasî görüslerinin, ideolojilerinin görevlerini etkilememesi gerektigini, bazi siyasî kisilerin MIT elemanlarini MIT Müstesarinin bilgisi disinda ayri bir yapilanma içinde, mesela Asala'ya karsi kullanmalarinin kendi döneminde olmadigini, siyasîlerden böyle bir direktif almadigini, simdi de olmamasi gerektigini, varsa bilemiyecegini, MIT'in Tarik ÜMIT gibi yasadisi islere bulasmis, uyusturucu kaçakçilarini istihbari amaçla kullanmasinin, istihbarat alinmasi karsiliginda onlarin yasadisi eylemlerine göz yumulmasinin, hatta yardimci olunmasinin asla dogru olmadigini, bunun mümkün de olmadigini, kendi zamaninda da sureti katiyede böyle bir seyin olmadigini, MIT'in sivillesmesini, yani basina sivil bir insanin gelmsini dogru bulmadigini, çünkü yabanci birisinin teskilati taniyincaya kadar uzun zaman geçecegini, oysa askeri birimlerde benzeri istihbari birimler oldugundan asker kisilerin konuya yabanci olmadigini, örnegin kendisinin Kara Kuvvetleri Istihbarat Baskanligi yaptigini, MIT'in bazi bilgileri bagli oldugu siyasî kisilere vermedigi iddiasina katilmadigini, Basbakanlar ne zaman isterlerse MIT'ten bilgi alabileceklerini, Milletvekillerinin de Basbakan'in izniyle brifing alabilecegini, ABD'de CIA Baskaninin hergün konutundan çikarken Disisleri Bakaninin arabasina binerek isyerine varincaya kadar son 24 saat içinde dünyada olan gelismeleri bildirdigini, bunun bizde de olabilecegini, Çesitli basin organlarinda zaman zaman MIT kaynakli oldugu iddia edilen rapor, etüd veya bilgi notlarinin çogu zaman gerçegi yansitmadigini, ancak MIT'in kendini tanitmak amaciyla kamuoyunu aydinlatmasini dogru buldugunu, herkesin bu millî kurulusumuzu tanimasi gerektigini, PKK terörüne karsi askerin yetersiz oldugu iddiasiyla Özel Harekat Polisinin asiri derecede güçlendirilmesine karsi oldugunu, bunun zaman içinde kontrolden çikabilecegini, askerdeki disiplini bunlarda saglamanin çok zor oldugunu, yalnizca askerin yaptigi çevirme harekatindan sonra yakin operasyon için özel komando egitimi almis sinirli sayida Özel Harekat Timinin bulundurulmasinin yeterli olacagini belirtmistir.(Ek:224)



52- HÜSEYIN OGUZ 18.02.1997 tarihli ifadesinde; 1959 Edirne Ipsala dogumlu oldugunu, daha sonra nüfusunu Izmir Karaburun Merkez Mahallesine aldirdigini, Baba adi Mehmet, ana adi Havva oldugunu, halen Elazig Il Jandarma Komutanligi Merkez Bölügü personel Islem Astsubayi olarak çalistigini, 1977 yilinda Astsubay Okulunu bitirdigini, 1977-1981 arasinda Diyarbakirda görev yaptigini, önce 1977-1979 arasinda Kulp'ta, 1979-1981 arasinda Ergani'de çalistigini, 1981 yilinda Ergani Kesantas Köyü matematik ögretmeni, Afyon Kirali Kasabasi'ndan babasi Adalet Partisi Ilçe Baskani olan ve okulda kürtçe konusulmasina, sarki söylenmesine karsi olan Kadir ismindeki ögretmenin Ergani-Afyon yolunda otobüs içinde biçaklanarak öldürüldügünü, bunun Kesantas Köyünden Saban ismindeki failini kendisinin buldugunu, 1981-1983 arasinda Bursa'da 6 ay komando'da çalistigini, 1982'de Sorgu'ya geçtigini, 1983-1986 yillarinda Kars'ta çalistigini, bu sirada 1984 yilinda 3 ay 10 gün faili mechullerle ilgili sorgu kursuna katildigini (Babasi Faili Mechul gittigi için bu konuda hobisi oldugunu), burada herhangi bir terör ya da faili mechul olayi hatirlamadigini, 1986-1993 yillarinda Usak Il Jandarma'da sorgu kisim amiri olarak çalistigini, narkotik sorumluluguna baktigini, burada Dev-Sol içindeki bir hesaplasma dolayisiyla Ulubey Ilçesinin Büyükkayali köyüne atilan 1 ceset disinda önemli bir olay olmadigini, 1993-1996 yillarinda (1 Temmuz 1996 tarihine kadar) Malatya Il Jandarma'da sorgu görevinde çalistigini, Malatya'da görev yaparken 1996 yilinda Elazig-Malatya arasindaki Kömürhan Köprüsünün yakininda 20-25 yaslarinda genç bir erkekle genç bir bayan cesedinin bulundugunu, her ikisinin de ellerinin arkadan bagli oldugunu ve enselerinden vuruldugunu, olay yerinde 9 mm. Makina Kimya Mermileri oldugunu, erkegin ayaklarinin çiplak oldugunu, ayakkabilarinin kendine ait olmadigini tesbit ettiklerini, her ikisinin de temiz giyimli, erkegin ttrasli oldugunu, bayanin da bakire kiz oldugunu ve iç çamasirlarinin dahi çok temiz oldugunu, bunlardan hareketle bu olayin baskasi tarafindan degil, kesinlikle güvenlik güçleri tarafindan gerçeklestirilmis bir INFAZ oldugu kanaatine vardiklarini, örgüt isi olsaydi, örgütün maktülün ayagina ``Ajan veya provakatörün sonu budur'' gibi bir bildiri birakacagini, Maktullerin kimliklerini tesbit etmek için olay yerinde çektigi resimleri basina verdigini, kizin babasinin resmi gazetede görerek kendilerini aradigini ve Malatya'ya geldigini, cesedi morgta teshis ettigini, adamin Mersin Gülnar ilçesinde ayakkabi tamircisi ve fakir bir aile oludugunu, kizin Dicle Üniversitesi Yabanci Diller bölümünde ögrenci oldugunu, herhangi bir olayla ilgisinin olmadigini, Erkegin ise; Diyarbakir Silvan nüfusuna kayitli olup Sivas'ta 2 yillik yüksek okulu bitirdigini, Diyarbakir'da is ararken kizla tanistiklarini, güvenlik güçlerince gözaltina alindigina dair bir kaydinin olmadigini, Diyarbakir'daki sistemi bildigini, buna göre bir kisinin bu sekilde öldürülmesi için kürt kökenli olmasi ve PKK'ya MÜZAHIR olmasinin (yani PKK'ya hafif bir sempatisinin olmasinin) yeterli oldugunu, kendini devlet yanlisi tanitan birinin ``Falan PKK yanlisidir'' gibi bir ihbari üzerine adamin özel harekatçi kiyafetiyle evinden alindigini ve 2-3 kisilik infaz ekibi (Tetik Timi) tarafindan infaz yapildigini, buna Istihbarat biriminin karar verdigini, ancak son zamanlarda infazlarin durdugunu, Bu kisinin de bu sisteme göre tahminen müzahir olmasi nedeniyle yanindaki kizla beraber Diyarbakir ekiplerince gözaltina alindigini, onlar gözaltindayken baska bir infaz olayina tanik olduklarindan bu taniklari yok etmek için infaz edilmis olabilirler diye degerlendirdigini, çünkü o sirada 5 kisinin daha Diyarbakir'da atildigini bildigini, ayrica bu kisileri polisin gözaltina aldiginin da kesin oldugunu, kizin bir arkadasinin ailesine telefon ederek yurda gelmedigini bildirdigini, Ayrica Diyarbakir'la cesetlerin bulundugu yer arasinda 11-12 tane kontrol noktasinin bulundugunu, güvenlik güçlerinden baska kimsenin bu noktalari yanindaki bu kisilerle veya cesetlerle geçmesinin mümkün olmadigini, ceset birakilan yerin güvenlik amirinin de normalden bu isten haberdar olmasinin gerektigini, ancak Malatya'da fazla güvenlik görevlisi olmadigini da düsünerek cesetleri Malatya'ya, Jandarma bölgesine biraktiklarini, Olayi arastirmak üzere Il Merkez Bölük Komutani Üstegmen Abdullah KAYA ile Kriminalci Uzman Çavus Ergun KAYAKAYA ve Ali Basçavusun Diyarbakir'a gittiklerini, kendisinin gitmek istemedigini ve gitmedigini, bu ekibin polis ve jandarmaya ugradiklarini, adi geçen kisilerin (maktüllerin) poliste gözaltina alindiklarini ögrendiklerini, ancak burada kendilerine; ``Sizin ne isinize geliyor, bunun sizinle alakasi yok, çekin gidin görevinize'' dendigini, böylece hiç bir evrak almadan ,hiç bir islem yapmadan geri geldiklerini, onlara ``Iyi ki sizi de infaz etmemisler'' dedigini, olayin böylece kaldigini, Yesil ve Veli KÜÇÜK : YESIL'in aslen Bingöl Solhan Asmakaya Köyü nüfusuna kayitli, 1953 dogumlu Salih oglu Mahmut YILDIRIM oldugunu, Sakalli diye anilan isinin de ayni sahis oldugunu, çocuklugunun Elazig'da geçtigini, 1982 yilinda Ülkü Ocaklari davasindan Elazig Polisince gözaltina alindigini, ``Devletin manevi sahsiyetine hakaret ve Polis Memuruna hakaret''ten 2 fisi bulundugunu, kendisini gördügünü, uzun boylu, 1,85 boyunda, esmer bir sahis oldugunu, çok zengin oldugunu, Yesil'in önce polisle birlikte çalistigini, daha sonra Cem ERSEVER'le tanisarak JITEM'de çalismaya basladigini, O'nunla birlikte Suriye'ye gidip geldigini, Jandarma istihbarat birimlerinden herkesin yesili tanidigini, Yesil'in Emniyet ve Jandarma teskilatlarina rahat girip çiktigini, hatta bazan kapida karsilandigini, Kürtçe bildigi için herkesle rahat dialog kurdugunu, Çatli'dan da önemli ve üstte bir adam oldugunu, bilhassa Jandarma'da çok önemli oldugunu, Çatli ile de ülkücülükten dolayi birbirlerini tanidigini, ayrica Jandarma'da da ülkücü olanlarin oldugunu, bunlar arasinda da iliski oldugunu, Yesil'in Korkuut EKEN'i de Sedat BUCAK'i da, hatta Mehmet AGAR'i da tanidigini, hatta Mehmet AGAR'in ``Bu adami öldürün'' diye emir de verdigini, Yesil'le irtibati olanlarin Ankara'da Cinnah Caddesinde Kumarhane veya Birahane gibi herkesin girip çikmadigi bir yerde bulustuklarini, Tuggeneral Veli KÜÇÜK'ün de Yesil'i çok iyi tanidigini, beraber çalistiklarini, Yesil'in Veli KÜÇÜK'ün sözünden çikmadigini, Veli KÜÇÜK bir zamanlar JITEM'in en kidemli, en sözü geçen kisisi oldugunu, bu kisiyi tutan kötü insanlar çogunlukta olduklari için general oldugunu, Kocaeli Jandarma Komutaniyken birkaç sorusturma geçirdigini, ancak bunlarin kapatildigini, Veli KÜÇÜK'ün dogudan ayrildiktan sonra da telefonla dogudaki bazi seyleri yaptigini, Kocaeli Jandarma Komutani olduktan sonra Yesil'in de Istanbul tarafina kaydigini, bu tarafta da infazlarin basladigini, faili mechullerin arttigini, 1993 yilinda Diyarbakir'da birtakim infazlar yapildigi zaman Yesil'in de orada oldugunu, tetikçi olarak görev yaptigini, Diyarbakirda Vedat AYDIN'i Yesil'in iki kisiyle Özel Harekatçi elbisesi giyerek evine gidip, ``Polis'' diyerek kaçirdigini, sonra da infaz ettigini, yanindakilerden birinin Alaattin KANAT olabilecegini, bu kisinin de PKK itirafçisi ve tetikçi oldugunu, Ankara açik cezaevinden konusmasin diye kaçirildigini, belki de infaz edilecegini, Yesil'in Malatya'ya da girmek istedigini, ancak o zamanki Jandarma Alay Komutani Yasar ERCAN'in buna izin vermedigini, bir defa Malatya Alay Komutanligina geldigini, Alay Komutanini sordugunu, ancak Yasar Albay'in kendisini kabul etmedigini, kendisinin de orada gördügünü, Yesil'in Alaattin ÇAKICI'yi çok iyi tanidigini, bir zamanlar Istanbul'da çikan çek-senet mafyasinda da oldugunu, çünkü Yesil'in parasiz is yapmadigini, çok parasi oldugunu, çok para harcadigini, bekar oldugunu, kadina düskünlügü bulundugunu, Yesil'in uyusturucu olayini en iyi yönlendiren kisi oldugunu, TORBACI tabir edilen tasiyici oldugunu, arabasiyla getirip götürdügünü, Uyusturucu'nun Yüksekova'da imal edildigini, sevk yolunun VAN oldugunu ve oradan ayarlandigini, Istanbul'da da pazarlanip satildigini, Güvenlik güçlerinden zaafi olanlarin, menfaati olanlarin bu olaya yardimci oldugunu, bütün bu irtibatlari Yesil'in sagladigini, nerede ne kadar güvenlik gücü olduguna dair istihbarati da Yesil'in sagladigini, Yesil'in bankaya yatirdigi 300 bin mark, 50 bin dolari Urfa Suruç (veya Siverek) nüfusuna kayitli Ahmet DEMIR'in çektigini, Yesil'in halen MIT'te çalistigini sandigini, üç gün önce Istanbul'da MIT tarafindan sorgulandigini, Sabanci Suikastinin tetikçisi DHKP'li Ismail AKKOL'u Suriye'den Yesil'in getirip MIT'e teslim ettigini, Çünkü Yesil'in Cem ERSEVER'le birlikte Suriye'ye gidip geldigini, Suriye istihbarati ile irtibati oldugunu, Bütün bu bilgileri Jandarma Genel Komutanliginda istihbaratçi olarak çalisan samimi arkadaslarindan sifahi olarak aldigini, Dogan ERSAHIN : Malatya Pötürge Tosunlu Köyü'nden Dogan ERSAHIN adinda Mafyanin çok önemli bir adami oldugunu, bu kisinin halen cezaevinde bulunan Israilli MOSSAD ajani Gülbahar ATES'in kocasi (ve Pötürgeli) olan Celal ATES'in ve Izzet Avni ÖZTÜRK'ün de arkadasi oldugunu, (Celal ATES'in de Hollanda'da öldürüldügünü) Dogan ERSAHIN'in Veli KÜÇÜK Kocaeli Jandarma Komutani oldugu sirada Kocaeli Jandarmasinin elinden firar ettigini, Malatya nüfusuna kayitli oldugu için olayla ilgilendigini, Kocaeli Jandarmasini telefonla arayarak Erdogan EMELCE adinda bir astsubayla görüstügünü, O'na ``Sizin pisliginizi biz mi temizleyecegiz, 800 milyon para almissiniz'' dedigini, Dogan ERSAHIN'in adami Mehmet ATES'in annesinden para alinip sevk sirasinda yemekte kaçtiginin açik oldugunu, Veli KÜÇÜK'ün bu yüzden sorusturma geçirmis olabilecegini, Kocaeli Jandarma Komutani Veli KÜÇÜK'ün kendilerine Dogan ERSAHIN'in Malatya'ya geldigini, Gülbahar ATES'le konustugunu söyledigini ve bu kadinin telefonunu verdigini, kendisinin de Gülbahar ATES'le konustugunu, kadinin kendisine ``Evladim Dogan ERSAHIN'i Veli KÜÇÜK koruyor, nerede oldugunu onlar çok iyi biliyor, O Malatya'da degil, bana sorma'' dedigini, Dogan ERSAHIN'in bir tetikçi oldugunu, ilk icraatinin bir vatandasin kafasini kesip kahvede masanin üzerine koymak oldugunu, Kocaelinden firar ettikten sonra da Yüzbasi elbisesi ile Malatya'ya gelerek Battalgazi'de evi olan Tekin COSKUN ile görüstügünü, (Tekin'i polisin çok iyi tanidigini, çek senet mafyasi ile ugrastigini, Alaattin ÇAKICI'nin da arkadasi oldugunu, kendisinin bu adamla tanistigini, evine gittigini) Battalgazi'de bir vatandasi evinden çikardigini ve bahçede öldürdügünü, olayin polis bölgesinde oldugunu, (öldürülen adamin akrabasi olan Aydin ÖZTÜRK adindaki vatandasla kendisinin görüstügünü, hala da görüstügünü), daha sonra Dogan ERSAHIN'in muhtar olan kardesinin misilleme olarak öldürüldügünü, bu dosyanin da adliyede faili mechul olarak kaldigini, kendilerinin failini bildigini, polisten bazilarinin da bildigini, ancak kanitlamak istemiyeceklerini, çünkü onlarin da zarar görecegini, bu cinayetin bir uyusturucu hesaplasmasi nedeniyle islendigini, Dogan ERSAHIN olayiyla 6 ay ugrastigini, daha sonra yakalandigini, ancak yine firar ettigini, bu kisinin toplam üç defa firar ettigini, bir sefer de Istanbul'dan firar ettigini, bu Dogan ERSAHIN'in zabita ile genel birlikteliginden ziyade ferdi bir menfaat paylasiminin sözkonusu oldugunu, Dogan ERSAHIN'in Yesille birbirlerini tanimadiklarini, Genellikle pismanlik yasasindan faydalananlarin tetikçi olarak kullanildigini, neticede tetigi çekenlerin de infaz edildigini, bu nedenle faili mechullerin yakalanamiyacagini, HAKKARI : 1 Temmuz 1996'da Hakkari Il Jandarma Alay Komutanligi Istihbarat Sube Subay Vekill1igine atandigini, burada kendinden önce Binbasi Ibrahim IÇGÜDER'in görev yaptigini, çalisacagi odayi temizlerken çekmecede 2 adet tabanca buldugunu, birinin 14'lü Saddam, digeri daha önce hiç görmedigi bir silah oldugunu, önce bir astsubayla kendisi bir tutanak tuttugunu, sonra tabancalari Komutan Yardimcisi Mesut KURU'ya, sonra da Alay Komutani Necati KILIÇKAYA Albay'a götürdügünü, ancak alay komutanin bekledigi tepkiyi göstermeden Arif ÖZKAN Basçavusa gödererek ``Buluntu Silah'' tutanagi tutturdugunu, kendi tutanagini sakliyarak daha sonra Diyarbakir DGM'ne verdigini, Alay Komutanindan kendi kurs gördügü alan olan SORGU'da çalismak istedigini söyledigini ve bu konuda israr ettigini, ancak Alay komutaninin bunu kabul etmiyerek kendini Semdinli'nin ORTAKLAR KARAKOLU'na sürdügünü, bu karakolda 19Temmuz-16 Agustos tarihleri arasinda görev yaptigini, Bu karakolun 1995 yilinda baskina ugradigini ve 17 erin sehit oldugunu, bu konuda bir sorusturma yapilmadigini, ancak Bölük Komutaninin bu olaydan kendini kurtarmak için (Arkadasi Astsubay Ali SEN'in kardesi olan) Urfa-Viransehir'li Uzman Çavus Hasim SEN'i sorguya çektigini, O'na iskence yaptigini, hatta cop soktugunu, bunun üzerine adi geçen astsubayin bütün özel esyalarini da karakolda birakarak firar edip Isviçreye gittigini, orada MED-TV'ye beyanat verdigini, bunun da ülkemiz aleyhine oldugnu, Ortaklar Karakolundan Hakkari Il Jandarma Harekat Asayis Müdürü Yarbay Adnan KESKIN'le birlikte ayrilarak birlikte bir rapor yazdiklarini, yapilmasi lazim gelen seyleri yazdiklarini, Buradan Hakkari-Van-Yüksekova arasindaki üçgende yer alan ve önemli bir kontrol noktasi olan YENIKÖPRÜ Karakolu'na atandigini, Burada görev yaparken 06 plakali kirmizi bir Opel aracin geçerken askerlerin aramak istedigini, içinde bulunan bir Baskomiserin aratmak istemedigini, kendisinin de onlarla münakasa ettigini, aracin gitmek istedigi yönden vazgeçerek Hakkari'ye geri döndügünü, bunun üzerine kendisinin de 2 gün sonra Il Merkezine bagli BAGISLI Karakolu'na tayin edildigini, Bagisli'ya varinca Karakol Komutaninin odasinda 2 kilo esrar buldugunu, burada 8 gün kaldigini, buradan Hakkari'ye döndügünü, Hakkari'de daha önce Usak'ta birlikte çalistigi için tanidigi ve Tugay'da çalisan, dürüst bir insan olan Yarbay Hami ÇAKIR'a gizlice telefon ettigini ve gördügü yolsuzluklari anlatarak kendisini Yüksekova'ya aldirmasini istedigini, Onun da Pasa'ya söyliyerek 4-5 gün içinde 20 Ekim'de (gerçekte 20 Eylül) YÜKSEKOVA'ya tayinini çikardigini, Ayni gün Yüksekova'da göreve basliyarak gözaltinda bulunan 37 kisinin sorgusunu yaptigini, bunlardan kirsaldan gelen silahli militan Ferhat DURNA'nin ifadesinin önemli oldugunu, Ertesi günü (21 Eylül) Anavatan Ilçe Baskani Tahir BASKIN'in gelerek yegeni Necip BASKIN'in kaçirildigini söyledigini, olayla hemen ilgilenip bunun fidye amaçli oldugunu anladiginda korucu ve itirafçilardan süphelendigini, bunlardan Kahraman BILGIÇ'i çagirip da kaçirilirken Necip BASKIN'in yaninda bulunan Ilhami BASKIN'la yüzlestirilince renginin attigini, bunun üzerine Kahraman BILGIÇ'i hemen sorguya çektigini, hiç bir iskence yapmadan, çay, sigara ikram ederek adamin ifadesini aldigini, Yüce KARADEMIR Olayi : Önce üstünü basini bosalttigini, cüzdanindan 1000 Irak Dinarinin çiktigini, defterinde ``15 Agustos 1996 tarihinden itibaren beni ara- Yüce KARADEMIR'' seklinde bir not buldugunu, Yüce KARADEMIR'in kim oldugunu sordugunu, ``Çukurca Komanda Taburunda Ikmal Astsubayi oldugunu'' ögrendigini, bir itirafçinin ikmal astsubayi ile iliskisine anlam veremedigi için Onunla ne iliskisi oldugunu sordugunu, Kahraman BILGIÇ'in ``kendisinin bu astsubayda 7 adet Lav silahi, Uzi ve bir- kaç el bombasinin oldugunu, kendisi ile Ankara'da banka soyacaklarini planladiklarini, Yüce Astsubayin herseyi ayarladigini, silahlari, elbiseleri Ankara'ya götürdügünü, burada sözlüsünü ayarladigini, bir kaç gün sonra cep telefonundan kendisini arayacagini, isterse simdi de arayabilecegini'' anlattigini, önce bunlara inanamadigini, sonra bu ifadeleri tutanaga geçirerek ve mesaj halinde üst makamlara gönderdiklerini, Daha sonra bu kisinin Ankara'da tutuklanarak Hakkari'ye getirildigini, bunu Van askeri savciligina götürmek üzere kendisinin görevlendirildigini, Yücel'i 07.10.1997 tarihinde alarak Van'a götürüp Askeri Savciliga teslim ettigini, Yolda giderken 7 saat süre arabada kendisi ile konustugunu, ``10.600 marki, 7 tane tapuyu nereden buldugunu, bu silahlarin ne oldugunu sordugunu'', O'nun da; ``Çeto isimli bir kaçakçidan bahsettigini, Kidemli Binbasi Cengiz YILDIRIM'a (Halen Yarbay, Jan.Gn. Kom. Sinir Kaçakçilik Sb.Md.) 2 sifir kales, bir M-16, 16'li Baretta, 9 mm. verdigini , bir kalesi Bayram AKDOGAN'a (Halen Albay, Nigde Alay Komutani), M-16'yi Hamdi POYRAZ'a verdigini, bunu Kahraman BILGIÇ'in de dogruladigini, kendisi ikmal subayi oldugu için bunlari verebildigini, ayrica Ramazan ismindeki bir astsubaya 75 milyon karsiligi silah sattigini'' söyledigini, Ayrica Yüce KARADEMIR'in özel esyalari arasinda 2 orijinal sifir kales, 5 tabanca, bir tane ucuna susturucu takilabilen UZI marka suikast silahi ve 2 çuval askeri malzemeyi ve 10.600 marki teslim aldigini , Necip BASKIN'in Kaçirilmasi : Daha sonra Necip BASKIN olayini net bir sekilde anlattigini, yüzlestermelerinin yapildigini, buna göre; Komiser Fatih (Fatih ÖZKAN ismindeki polis memuru), Kahraman BILGIÇ, Korucu Kadir (Abdülkerim ÖZCÜK) ve birkaç korucunun Korucubasi Mehmet Emin ERGEN'in evinde toplandiklarini ve bir düzen kurduklarini, önce A Köyünde, B Köyünde koyunlari kaçirip Mus'ta satmayi ve parasini kirismayi, bunun için ``PKK Kaçirdi'' diye propaganda etmeyi planladiklarini, MHP Ilçe Baskani Tahir'in de MENSE' SEHADETNAMESINI ayarlayacagini söyledigini, Ayni toplantida BASKIN'lardan birini kaçirmayi, PKK tarafindan kaçirilmis süsü verilerek alacaklari fidyeyi paylasmayi, sonra da teslim sirasinda hem Necip BASKIN'i hem de para getirenleri öldürmeyi, sonra da ``PKK ile çatismada öldürüldüler'' demeyi planladiklarini, Komsu Köyden Korucubasi M.Emin ERGEN'in istihbarat çalismasi yaptigini, (20 Eylül gecesi) Kahraman BILGIÇ'in PKK militani kiliginda olmak üzere, üç polis, üç korucu BASKIN'larin köyüne gittiklerini, Kahraman BILGIÇ'in Necip BASKIN'in evine girdigini, yüzünün açik oldugunu, elinde de bir M-16 marka silah oldugunu (Örgüt mensuplarinda genellikle kalesnikof oldugunu), odada Üniversite ögrencisi Necip BASKIN'la Ilhami BASKIN'in ve bir yasli kadinla bir çocugun yattigini, K.BILGIÇ'in kendisini PKK örgüt üyesi olarak tanittigini, önceden hazirlanmis mühürlü imzali 200 bin marklik bagis makbuzunu Ilhami BASKIN'a vererek Necip BASKIN'i da yol gösterme bahanesi ile yanina alip çiktigini, Necip BASKIN'i Komiser Fatih'in Mazda marka arabasina bindirdiklerini, yolda gözlerini bagladiklarini, dogru Özel Harekat kapisindan Emniyete götürdüklerini ve mescide kapattiklarini, bu arada da Il Emniyet Müdürü'ne telefon ederek ``bir milis ele geçirdiklerini, muhtemelen PKK'nin bulusmasi oldugunu, aksam bir operasyon yapacaklarini'', bunun üzerine Emniyet Müdürünün yardima ihtiyaçlari olup olmadigini sordugunu, Fatih'in de ``buna gerek olmadigini, kuvvetlerinin yettigini'' söyledigini, böylece öldürme eylemine kilif hazirladiklarini, sonra da Necip BASKIN'in verdigi numaraya telefon ederek parayi istediklerini, telefona Tahir BASKIN'in çiktigini, paranin çok oldugunu, biraz müsade etmelerini istedigini, daha sonra da Jandarma Taburuna gidip Hami Yarbay'a durumu anlattigini, Korucu ve polislerden süphelendigini de söyledigini, bunun üzerine telefonun dinlemeye alindigini, buradan telefon edilen yerin tesbit edildigini, bu arada Kahraman BILGIÇ'in tabura çagrildigini, bunun üzerine K.BILGIÇ'in Komiser FATIH'e telefonla bilgi verdigini, bunun üzerine Fatih'in Necip BASKIN'i ikindi vakti stadyum yakinina biraktigini, K.BILGIÇ'in tekrar sorguya çekildigini, herseyi anlattigini, sonra da Necip BASKIN ile yüzlestirildigini ve Necip BILGIÇ'in Kahraman'i teshis ettigini, daha sonra olay yerinde YER GÖSTERIMI yaptiklarini ve bunu kasete aldiklarini, Bundan sonra Polislerin ifadeden vazgeçsin diye Tahir BASKIN'in bir akrabasinin evine 2 kilo esrar koydurdugunu, bunu koyan çocugun da yakalandigini, ifadesini kendisinin aldigini, çocugun ``kendisinin polisler tarafindan ölümle tehdit edildigini'' söyledigini, Kurmay Albay Hamdi POYRAZ : Kahraman BILGIÇ'in bu sorgusunda, halen Genelkurmay'da Icra Tetkik Dairesi Baskani olan, o zaman Tugay'da Kurmay Albay Hamdi POYRAZ'dan bahsettigini, Hamdi POYRAZ'in Kendisi (K.BILGIÇ) ile Kemal ve Ismet ÖLMEZ ve sözde haber elemani bir Kuzey Irak'yi Çukurca ÇIGLI'ya gönderdigini, yolda arandiklari zaman rahat geçmeleri için bir yazi verdigini, Çigli'da kendisinin askeriyede kaldigini, Kuzey Irakli'nin Irak'a geçtigini, sonra içi silah dolu agir bir çuvalla geri geldigini, bunu Ismet ÖLMEZ'le birlikte Tugay Karargahina Hamdi POYRAZ'in odasina götürdüklerini, Piyade Binbasi Mehmet Emin YURDAKUL : Kahraman BILGIÇ talimatlari Albay Hamdi POYRAZ'dan aldigini, Binbasi Mehmet Emin YURDAKUL ile de görevlere gittigini, Özel Harekat Timi ile birlikte ASAGIKONAK köyünde operasyon yaparken kendisinin ( K.BILGIÇ'in) kümesten 13 kilo eroin ile 4 adet silah çikardigini, tabancalari Tabur Komutani Binbasi Mehmet Emin YURDAKUL'a verdigini, Binbasinin da bu silahlardan birini Belediye Baskani Ali Ihsan ZEYDAN'a verdigini, digerlerini bilmedigini, Eroinin 8 kilosunun Mehmet Emin YURDAKUL'un taburundaki bir astsubaya verdigini, Bu astsubayin Izmir'de yakalandigini, tifadesinde Binbasinin ismini vermedigini, çünkü bunun için Mehmet Emin YURDAKUL'un karisinin adi geçen astsubayin karisina 480 veya 580 milyon lira gönderdigini, Mehmet Emin YURDAKUL'un kendisi (Kahraman BILGIÇ) ile birlikte iki çobanla daha sonra taniklik yapmasin diye namaz kilarken babalarini öldürdüklerini, ayrica Esendere Yolu'nda iki gencin öldürülüp karli bir zamanda atildigini, Abdullah CANAN 'in da Mehmet Emin YURDAKUL'un tabura aldirdigini, bir hafta taburda sorguladigini, sonra da kendisinin tabura getirdigi ve üstegmen diye tanittigi, ancak gerçekte üstegmen olmayan iki tetikçiye öldürttügünü, kendisine (K.BILGIÇ'e) de kimseye söyleme dedigini, (Kahraman BILGIÇ'in) Bu olayla ilgili olarak Abdullah CANAN'in akrabasi olan Mehmet CANAN'la Yakup EDIS'in evinde (Abdullah CANAN'dan haber almak veya kurtarmak için) pazarlik yaptiklarini 24 bin marka anlastiklarini, Mehmet CANAN'in bunun 7 bin markini ev sahibi Yakup EDIS'e biraktigini, bunu Kemal ve Ismet ÖLMEZ'in kardesi Burhan ÖLMEZ'e verdigini, çünkü onlarla beraber oldugunu, daha sonra bunlarla Otel Senler'de görüstügünü, Bu Ölmezlerin ve Yakup EDIS'in 1984 yilinda PKK'yi bölgeye sokan insanlar oldugunu, ancak sonradan bundan zarar gördükleri için devlet yanlisi olduklarini, Kaçakçilik Olaylari : Kahraman BILGIÇ, Hasan ÖZTUNÇ'un ZEYDAN'in bir alti Korucubasi oldugunu, devlet yanlisi geçindigini, Çolak Hasan lakabini tasidigini, korucularin maasini bile vekaletle O'nun aldigini, Bir de Kemal ÖLMEZ ve Ismet ÖLMEZ oldugunu, bu kisilerin daha önce fakir olduklarini, Hkkariye giden otobüslerde muavinlik yaptiklarini, simdi ise altlarinda birer CHAVROLET marka araba oldugunu, bunlari Kurmay Albay Hamdi POYRAZ'in kendisine (K.BILGIÇ'e) tanittigini, Kemal ÖLMEZ'in Vahyettin ASLAN'in yazihanesine gelerek tehdit ettigini, ancak O'ndan para alamadiklarini, Refah Partisi Ilçe Baskani Fakin MENGEÇ'in (askeriyeye malzeme veren bir esnafmis) de ``tehdit edildigini, sikayet dilekçesi verdigini, ancak dilekçenin Emniyete gelip takildigini, o zana isin içinde polisin de oldugunu anladigini, korkusundan takip edemedigini'' kendisine (Hüseyin OGUZ'a) anlattigini, Hüseyin OGUZ, Astsubay Aydin, Tegmen Yalçin KARAKURT ve Atilla Astsubayla birlikte bu islerin üzerine korkusuzca gitmek için silah üzerine yemin ettiklerini, bundan sonra sikayeti olanlarin dilekçe vermeleri için Fakin MENGEÇ'e haber gönderdigini, Daha sonra taburda Hamdi ÇAKIR Yarbay ve Ersan ALKAN Albayla birlikte halka güven vermek, ``olaylarin üzerine gidiyoruz'' imajini vermek ve halki devletin yanina çekmek için bir halk toplantisi yapmaya karar verdiklerini, asiret ileri gelenlerini çagirdiklarini, hepsinin geldigini, yalnizca Belediye Baskaninin gelmedigini, kolonya, çikolota alarak vatandasa ikram ettiklerini, orada bir vatandasin ``Abdullah CANAN olayi da çözülecek mi?'' diye sordugunu, Abdullah CANAN'in oglu Vahap CANAN'in da Mehmet BALKIZ Yüzbasiya gittigini, yakasina yapistigini, ``Babamin katilleri sizsiniz'' dedigini, bunun üzerine kendisini dövdüklerini, Çünkü babasini çagirtip tabura gönderenin Mehmet BALKIZ Yüzbasi oldugunu söyledigini, bunun üzerine bu çocugu kenara çekip özel telefonunu verdigini ve kendisini aramasini istedigini, Kahraman BILGIÇ'in ifadelerini mesaj halinde Alaya, Tugaya, Genel Komutanliga çekildigini, Alaydan Yalçin Tegmen'e telefon açilarak kendisi (Hüseyin OGUZ) için ``Ulan sen Silahli Kuvvetlerini hedef aldin.''seklinde tepki gösterdiklerini, Bunun üzerine Albay Hasan, Yarbay Hami ÇAKIR, kendisi (H.OGUZ), Aydin Basçavus, Yalçin Tegmen'in toplandiklarini, Hami Yarbay'in ``Dürüstçe mücadele ediyoruz, yanlis birsey olmasin'' dedigini, olaya siyaset karistirilmamasi gerektigini konustuklarini, Yalçin Tegmen'in ``Abi bunlar bizi infaz edecekler, bunlari not üsecegim, yazacagim, kasete alacagim'' dedigini, kendisinin de ``Ben sonuna kadar mücadele edecegini, kendisini desteklemelerini `` istedigini, kendisinin de Atilla Astsubaya ``yer gösterimi ve ifade sirasinda alinan kasetleri çogalt'' dedigini, ifadeleri de 6 nüsha yazdigini, birini özel olarak saklamasi için Atilla Astsubaya verdigini, O'nun da özel valizine sakladigini, toplantida 5 suret ifade yazdiklarini söyledigini, Ersan ALKAN Albayin ``Bu ifade tutanaklarini yok edeceksiniz'' dedigini, ``Neden'' diye sormasi üzerine Albay'in ``Bu Tugay Komutanina, Genelkurmaya'a, bir yere siçriyor'' dedigini, Kahraman BILGIÇ'in ifadesini kendisinin aldigini, ancak orada geçici görevli oldugu için imza atmadigini, bu tutanaklarin PBIK (Personel Bilgi Islem) Kod numarasi yazilarak imzalandigini, bu ifadelerdeki imzalarin Tegmen Yalçin KARAKURT ile Astsubay Aydin'a ait oldugunu, Aydin'in soyadini hatirlamadigini, bu sorgunun Atlla ATES astsubay tarafindan kamera ile çekilerek banta da alindigini, Yüksekovaya gidisinin 8. günü görevinin bittigini söylediklerini, Il Jandarma Alay Komutani Necati KILIÇKAYA'nin kendisini istedigini ve çok acele gelmesini istedigini, orada yol güvenliginin olmadigini, yolda infazdan korktugunu, tedbir alarak YENIKÖPRÜ'ye geldigini, buradan tanidigi Erdal Astsubay'in kendisini BRT denilen araçla Hakkari'ye ilettigini, burada çok kötü karsilandigini, telefonla görüsmesi, çarsiya çikmasinin yasaklandigini, bunun üzerine 4 Kasim'da (4 Ekim olmali) Atilla Astsubay adina misafirhaneye baglattiklari özel telefondan esini aradigini, olaylari anlattigini, 7.10.1996 tarihinde de tututklanmis olan Yüce Astsubayi Van'a Askeri mahkemeye götürmek üzere görevlendirildigini, Van'da Abdullah CANAN'in akrabasi olan Eski Hakkari Milletvekili Esat CANAN'in telefonunu bularak kendisi ile 2 saat konustugunu, bildigi herseyi anlattigini, kendisini kurtarmasini istedigini, O'nun da bunu basina anlattigini, 10 Ekim'de Hakkari'ye dönünce basina demeç vermissin diye kendisini sorguya çektiklerini, kendisinin de halen Malatya'da görevli Ismail adindaki helikopter pilotu üstegmenden kendisini kaçirmasini istedigini, ayin 16'sinda Tugay'da bulusmak üzere anlastiklarini, Bu arada Mahmut ISIK adindaki milletvekilini özel telefonla aradigini, olaylari anlattigini, ``Askerlik hayati beni buradan çikarmaz, infaz ederler. Kaset varsa konusmayi al'' dedigini, O'nun tavsiyesi üzerine ATV'den Suat isminde birinin kendisini aradigini, O'na da herseyi anlattigini, eger infaz ederlerse yayinlanmak üzere anlastiklarini, medya'da resmim çikarsa belki kurtulurum diye düsündügünü, Ayin 16'sinda sivil bir taksi ile Ismail Üstegmenle bulusmak üzere Tugaya gittigini, ancak alaydan oraya gittigini ögrendikleri için acele alaya çagirdiklarini ``Jandarma Genel Komutaninin kendisini istedigini'' söylediklerini, Mahmut ISIK'in Içisleri ve Savunma Bakanini arayarak durumu anlattigini, bunun üzeri Genel Komutanliktan çagrildigini, ancak yine de infazdan süphelendigi için Ali KARDES ismindeki Izmir'li bir askere evnin telefonumu vererek, babasina açmasini ve kendi durumunu anlatmasini istedigini, Ayin 17'sinde bir daha dönmemek niyetiyle valizini alarak Hakkari'den ayrildigini ve Ankara'ya geldigini, Komutanliga GITMEDEN önce Mahmut ISIK'i buldugunu ve konustugunu, ATV'den Suat'la Onun evinde bulusarak görüntü verdigini, sonra Jandarma Genel Komutanligina gittigini, burada bir gün 12 sayfa ifade verdigini, anlattiklarina inanmadiklarini, kaçirilan adamin PKK'li oldugunu söylediklerini, kendisine 20 Ekim'de Komutan'la görüsecegini söyledikleri halde 20 gün Ankara'da kaldigini, fakat Genel Komutanla görüsemedigini, ifadesinde askeri personeli ve Jandarmayi da yazdigi için görüsmek istememis olabilecegini, sonra tayinini istedigini, 10 Kasim'da Elazig'a tayininin çiktigini, mehil müddetini kullanarak Elazig'a gittigini, burada pek hos karsilanmadigini, bir Ilçe Jandarma Bölük Komutanligi'na Harekat subayligi gibi bir göreve verdiklerini, orada bir ay kaldigini, telefon irtibati falan olmayan bu yere kendisini susturmak için verdiklerin, bonra 30 Kasim'da Diyarbakir'a gidip Devlet Güvenlik Mahkemesin'de 9 saat 16 sayfa ifade verdigini, çünkü adliyeye, hukuka güvendigini, Hakkari'deki menfaat sebekesine karsi Vali'nin hiçbir etkinliginin olmadigini, kendisinin de ulusamadigini, adli sistemin de orada birsey yapmasinin mümkün olmadigini,

Otluca Köyü Olayi : Yüksekova Tugayi'nin çevresinde tel örgü kiyisinda koruma amaçli pusu atildigini, bu pusu timinin gece saat 24.20-24.30'da pusuya düsürülerek 2 astusbay, 4 erin sehit edildigini, telsiz konusmalarini dinledigini, sehit olan astsubaylarin pusuya düsünce israrla yardim istedigini, ancak birlik yok bahanesiyle yardima gidilmedigini, ancak 2 gün sonra bölgede operasyonlara baslandigini, Tugay'a 1-2 km. yakininda bulunan OTLUCA Köyünden basta muhtar olmak üzere 5 yasinda çocuk dahil birçok insanin tugaya götürüldügünü, bunlardan 5 tanesinin eline illegal 5 kales verilerek mahkemeye verildigini, bununla ilgili arama tutanagi tutmasi için Alay Komutani Necati KILIÇKAYA, Yalçin YALINCAK astsubaya emir verdigini, ancak bu astsubay kabul etmedigi için baska bir üstçavusa tutturdugunu, ancak savcilik bunlara inanmadigi için takipsizlik verdigini, Bu arada Otluca Köyünün tamamen bosaltildigini, köyden 2-4 bin civarinda koyunun tugaya getirilerek kesildigini, bu olaydan sonra bu köyden 24 kisinin kirsala çikarak örgüte katildigini, bu hareketle örgütün gücüne güç katilmis oldugunu, Yücel ZEYDAN ( PKK Yüksekova Daglica Tabur Komutani - Rüstem Kod adli) Yücel ZEYDAN'in Hakkari Milletvekili Mustafa ZEYDAN'in oglu oldugunu, Iran'da annesinin yanina sik sik gittigini, (Mustafa ZEYDAN'in bir karisinin da Iran'da oldugunu), telefonla babasi ile de görüstügünü, Mustafa ZEYDAN'in bir oglunun da Saglik Bakanligi'nda üst düzeyde görevli oldugunu, Yücel ZEYDAN'in amca çocuklarinin da korucu oldugunu, Yücelle sik sik görüstüklerini, bu nedenle de Hakkari Bölgesinde PKK'nin eylem yapmadigini, Hakkari'de bütün önemli ihaleleri Mustafa ZEYDAN'in akrabalarinin aldigini, sonunda PKK'ya da devlet parasinin gittigini, son olarak 100 milyonluk Yatili Bölge Okulu ihalesini yine Mustafa ZEYDAN'in yakin akrabalarinin aldigini, Mustafa ZEYDAN, istedigi adami korucu yaptirdigini, Vali'ye telefon ettigi zaman almamazlik yapamiyacagini, Yüksekova'li Mehmet oglu Bayram AKSU adinda bir vatandasin bulundugunu, bunun gönüllü istihbaratçilik yaptigini, halen Van'da oldugunu, bunun gerek Yesille gerekse diger faili mechullerle ilgili herseyi bildigini, Asiret Yapisi : Hakkari'de irili ufakli 23 asiret bulundugunu, Yüksekova'da da 3 büyük asiret oldugunu, Bunlarin Piyanis , Doski ve Jirki asiretleri oldugunu, Bunlardan JIRKI asiretinin 200 elemani ile çok ciddi ve samimi bir mücadele verdigini, PIYANIS Asiretinin (Mustafa ZEYDAN'in asireti) 9 bin korucusu oldugunu, ancak bunlarin Yücel ZEYDAN nedeniyle PKK ile ciddi bir mücadelesinin olmadigini, Fakin MENGIÇ (RP ilçe baskani) 'nin yaninda bir kuyumcu oldugunu, bu kuyumcudan altin alma olayi oldugunu, suçlularin Piyanis asiretinden oldugunu, isin içinde bir de astegmenin oldugunu, bu astegmenin magduru sanik olarak mahkemeye çikardigini, sonra asiretler arasinda husumet omlmamasi için asiret ileri gelenlerinin araya girerek baristirdiklarini, Korucu Sistemi : Koruculuk Sisteminde korucubasi, onun altinda tim veya takim komutani, onun altinda da elemanlar oldugu, Her timin 20 kisiden olustugu, tim komutaninin elemanlarin vekaletini, korucubasinin da tim komutanlarindan özlük haklarina iliskin vekalet aldigini, korucubasinin kendine bagli olanlarin maaslarini aldigini, asil mücadeleyi yürütenlere bir çuval un, seker, çay vs. verilerek isin götürüldügünü, korucubasilari ve tim komutanlarinin göreve falan gitmediklerini, bunlar sehirde bazi hatiri sayilir kisilerin korunmasinda görev almis göründüklerini, sehirde ikamet edip devletten maas aldiklarini, altlarinda yepyeni Toyoto arabalar oldugunu, kisaca iyi menfaat sagladiklarini, Koruculuk Sisteminin doguda Silahli Kuvvetlerin ve Emniyet Teskilatinin bütün etkinligini bitirdigini, daha üstün silahlarinin oldugunu, ayrica alt yapisi halk oldugu için daha etkili oldugunu, garip vatandasin hakkini aramasinin mümkün olmadigini, ne Vali'ye ne komutana, ne de korucubasina ulasamadigini, adalet sisteminin de dogru çalismadigini, Güvenlik güçlerinden bir kisminin da oradaki menfaat islerine bulastigini, orada herkesin derdinin iyi model bir araba, bir ev, bir yazlik alip dönmek oldugunu, dönerken de yaninda illegal yollardan edinilmis silahlar alip götürdüklerini, JITEM ( Jandarma Istihbarat Terörle Mücadele ) Bunun kanunen mevcut ve örgütlenme semasi içinde bir birim olmadigini, ancak Jandarma'da resmen Istihbarat birimlerinin bulundugunu, ancak bu birimlerin terörle fiilen mücadele görevlerinin olmadigini, görevlerinin sadece istihbarat oldugunu, JITEM'in ise Cem ERSEVER tarafindan fiilen kuruldugunu, Diyarbakir, Elazigi, Mardin, Hakkari gibi bazi hassas illerde gayriresmi olarak örgütlendigini, her ilde bulunmadigini, ama JITEM elemanlarinin Jandarma Genel Komutanligi Istihbarat Baskanligina bagli olarak çalistiklarini, genellikle kod adi kullandiklari, kendisinin Jitem elemani olmadigini, sadece Jandarma Istihbarat subelerinde sorgu amiri olarak görev yaptigini, Istihbarat birimlerinin terörle mücadele yaparken menfaat mücadelesi yaptiklarini, mesela Cem ERSEVER'in yaninda çalisan ismini hatirlamadigi bir astsubayin adli emanetteki 2-3 bin silahi alarak güneydoguda koruculara sattigini, bu kisinin yakalandigini ve yargilandigini, Cem ERSEVER'in asil amacinin menfaat temini oldugunu, JITEM adinin da birtakim kirli islerde daha çok ise yaradigini, çünkü terörle mücadele görevi olunca gözalti süresinin daha uzun oldugunu, sonradan JITEM'in lagvedildigini, Cem ERSEVER'in de mecburen emekli oldugunu, kendisini Jandarmanin diger elemanlarinin temizledigi iddiasinin yanlis oldugunu, kendisinin çok uyanik birisi oldugunu, kolay tuzaga düsmeyecegini, ancak Mahkemeye gelirken alarak kaçirdiklarini, sorguladiklarini ve siringa sorgusu sonucu öldürdüklerini, otopsi raporunu okuyan arkadaslarindan ögrendigini, bu siriga sorgusunu herkesin bilmedigini, Cem ERSEVER'i Habur Gümrük Müdürünün Kemal ismindeki oglunun (veya soförünün ) öldürdügünü, bunu içerde yapilan konusmalardan bildigini, su anda bunu bilenler asker olduklari için konusamak istemediklerini, ancak not tuttuklarini, ileride çikip konusacaklarini, Cem ERSEVER'in karisinin suriyeli oldugunu, bu yolla Suriye istihbarat servisi ile irtibat kurdugunu, bu servise bilgi sizdirdigini, bu nedenle de Jandarma Genel Komutanligi tarafindan dislandigini, bu nedenle de öldürüldügünü, Yesil'in de kendisi ile irtibati dolayisiyle Suriye ile baglantisi oldugunu, Uyusturucu Kaçakçiligi : Uyusturucu'da Van'in bir merkez oldugunu, Van'dan her tarafa uyusturucu sevkiyatinin yapilabildigini, Pazarlamasinin da Istanbul'da yapildigini, Van'da bir kadinin uyusturucu'nun THC (Tetro Hidro Karnobilen) yani kalite kontrolünü yaptigini, Bir baska kanalin yani Suriye hattinin Mardin-Habur Hattinin oldugunu, buradaki sevkiyatinin GKK (Geçici Köy Koruculari) vasitasiyla, onlarin gümrüklerdeki akrabalari kanaliyla geçis saglandigini, Daha sonra bu konuda zaafi olan, çok para kazanma hirsi olan güvenlik gücü mensuplarinin devreye girdigini, bunlarin bazan kendi arabalari ile uyusturu naklini sagladiklarini, bunlarin arabalarinin aranmadigini, özellikle PKK istihbarati için Suriyeye gidip gelenlerin bu arada bu isi de ayarladiklarini, bir menfaat sebekesi olusturduklarini, Bu olaylari bilen namuslu insanlarin az oldugunu, ancak atilma veya öldürülme korkusundan konusamiyacaklarini, Bu menfaat sebekesinin TBMM'ne kadar uzandigini, mesela Mustafa ZEYDAN'in bu isin içinde oldugunu, Sedat BUCAK'in Urfa'da devletten daha güçlü oldugunu, uyusturucu trafiginden de menfaat aldigini, Ugur Mumcu Cinayeti : Ugur Mumcu'nun C-4 plastik patlayicisi ile öldürüldügünü, bunun iz birakmadigini, Malatya'da Tekin COSKUN denilen kisinin evinde C-4 bulunddugunu, bu kisinin poliste gözaltina alindigini, kendisini Ugur TONIK adinda Istanbul'da oturan yasli bir adamin kurtardigini, bu adamla da Tekin COSKUN'la birlikte Büyük Otel'de görüstügünü, Tekin COSKUN'un Ugur MUMCU'nun aleyhine konustugunu, O'nun öldürtmüs olabilecegini, Tekin COSKUN'un Alattin ÇAKICI'nin çok yakin arkadasi oldugunu, çek- senet isiyle ugrastigini, bu nedenle baska sehirlerde de adaminin olabilecegini, kendisinin evine giderek görüstügünü, 361 30 45 çagri ve 0542 231 02 90 numarali cep telefonu bulundugu, bu kisinin Abdullah ÇATLI'yi da tanidigini, Esref BITLIS Olayi : Esref BITLIS'in kesinlikle suikaste kurban gittigini, C-4 bombasi ile öldürüldügünü, C-4'ün uçaga pilot elbisesi içinde sokuldugunu, Bursa'li nöbetçi bir askerin bunu gördügünü, Jandarma içinde de Esref Pasa'nin suikastle öldürüldügüne kanatinde olan pek çok insan oldugunu, ancak ortaya çikarilmasinin istenmedigini, Malatya'da Turan Abi gibi akrabalarinin bulundugunu, kendisinin onlarla da sürekli görüstügünü, Bahtiyar AYDIN Olayi : Bahtiyar AYDIN'i bir PKK itirafçisinin öldürdügünü, sebebinin de Silahli Kuvvetlerde bir kesimin siddettten yana oldugunu, bir kesimin de siddete, öldürmeye karsi olan, halki kazanalim dedigini, Bahtiyar AYDIN'in terörle mücadelede siddete karsi olan bir insan oldugunu, bu nedenle öldürüldügünü, Hulusi SAYIN - Ismail SELEN Cinayetleri : Bunlardan birisinin sagci, birisinin solcu oldugunu, bir zamanlar Jandarma'da SELENCILER, SAYINCILAR oldugunu, ideolojik olarak ikiye bölündügünü, birinin katilinin bir astsubay oldugunu, birisinin digerine karsi misilleme olarak öldürüldügünü, yani konunun tamamen ideolojik oldugunu, uyusturucu falan olmadigini, bunlarda polisin herhangi bir katkisinin olmadigini, Hakkari Emniyet Müdürü : Sahsen tanimadigini, ancak Mahmut YASAR ve Cevat DEMIR adindaki uyusturucu kaçakçilarinin Polis tarafindan istihbaratçi olarak kullanildigini, bundan Emniyet Müdürünün mutlaka haberdar oldugunu, aranan bir sahsin güvenlik güçlerince kullanilmasinin yasal olmadigini, bunu dogru bulmadigini, Operasyon ve Infaz Timleri : Operasyon Timlerinin bir Yüzbasinin sorumlulugunda mutlaka rütbeli tegmen, üstegmen, astsubay veya uzman çavuslardan, yani gençlerden olustugunu, Yüzbasidan daha yüksek rütbede kimsenin operasyona katilmadigini, dikkat edilirse sehit olanlarin hep er, astsubay ve uzman çavuslardan oldugunu, bunlarin vatansever, kahraman ve dürüst insanlar oldugunu, operasyon yapilacak yeryerin önceden planlanarak operasyon yapildigini, Infaz timlerinin ise üç kisiden olustugunu, çogunlukla silahsiz, korumasiz insanlara yönelik oldugunu, bu insanlarin evlerinden alinarak infaz edilip bir dereye atildigini, Öldürülen Itirafçilar : Üzümlü Karakolu Baskinindan sonra teslim olan biri Suriyeli, digeri Mardin'li 2 kizin Tugaya getirildigini, sonra kaybolduklarini, yani infaz edildigini, halbuki Tugayin gözaltina alma yetkisinin olmadigini, Bu itirafçilari kazanmak gerektigini belirtmistir.(Ek:225)



53- DILEK ÖRNEK' IN 02.031997 Tarihli Ifadesidir 1974 yilinda Hollanda'da dogdugunu, 22 yildan beri ailesiyle birlikte Hollanda'da oturdugunu, Ortaokulu, yüksekokulu orada okudugunu, ailesinin halen Hollanda'da oturdugunu, annesinin ev hanimi, babasinin Lastik Fabrikasindan emekli isçi oldugunu, her ikisinin de sag oldugunu, bir ablasinin iki küçük erkek kardesinin oldugunu, 1995 yilina kadar 2 yil Mc Donald'da çalistigini, sonra ayrildigini, Daha önce Hollanda'da olan Teyzesinin 2 yildan beri Ispanya'da oturdugunu, orada Teyzesinin kocasi olan enistesinin lokantacilik yaptigini, ayrica ticaretle ugrastigini, 1,5 yildan beri enistesi Ercan DOGAN'a kuryelik yaptigini, bu ise teyzesinin istegi üzerine basladigini, enistesinin kendisine para vererek Istanbul'a gönderdigini, ilk seferinde teyzesi ile birlikte Istanbul'a geldigini, teyzesinin orada kendisini Mehmet ve Latif'le tanistirdigini, daha sonra devamli kendisinin yalniz geldigini, kendisine teslim edilen PESETA (Ispanyol parasi ) cinsinden paketler halindeki parayi, Havaalaninda kendisini karsilayan Mehmet ve Lütfi'ye arabalarinin içinde teslim ettigini, sonra Havaalanina yakin Çinar oteline gittigini, hiç disari çikmadan otelde bir gece kaldiktan sonra Swisair veya Iberia uçaklariyla Hollanda'ya döndügünü, her türlü otel ve yolculuk masraflarini kendisine verilen paradan kendisinin karsiladigini, Bu paranin ne parasi oldugunu kesinlikle bilmedigini, sormadigini, saymadigini, yalnizca parayi verip kendi parasini (her seferinde 4-5 bin mark) aldigini, kendisine teslim edilirken de paranin sayilmadigini, belgesiz teslim edildigini, Enistesinin ``Istanbul'a gidince seni karsilayacaklar, ayrica havaalaninda kolaylik gösterecekler'' dedigini, herhangi bir sikinti ile karsilasirsa ``Mehmetlerin misafiriyim'' demesini tenbih ettigini, parayi normal bir valizde getirdigini, valizi bagaja verdigini, çikarken aldigini, hiç arama yapilmadigini, bir defasinda aramak istediklerini, ancak orada birisinin geldigini, ``Tamam bu geçebilir'' dedigini, bu yardimin bir ayarlama sonucu bilerek yapilip yapilmadigini bilmedigini, Türkiyeye 10-15 defa bu sekilde para getirdigini, bunun disinda da tatil için memleketi Iskenderun'a gitmek üzere Istanbul'dan Adana'ya uçakla gittigini, bu giris çikislari da sayarak 52 defa giris çikis yaptigini iddia ettiklerini, polisteki ifadesinde iskence ile tamaminin para getirmek için oldugunu kabul etmek zorunda kaldigini, gerçekte bu is için yalnizca 10-15 defa giris yaptigini, kendisinin Hollanda vatandasi oldugunu, Türkiyeye Hollanda Pasaportuyla giris yaptigini, bazan da Türk Pasaportuyla giris yaptigini, kendi adina tek pasaportu oldugunu, Kendisinden baska Parsel ve Simon'un da kuryelik yaptigini, beraber gelip gitmediklerini, onlarin da parayi Mehmet ile Latif'e verdiklerini sandigini, parayi verdigi Mehmet (ALAKENT) ve Latif'in halen firarda olduklarini, Anne ve babasinin bu isi yaptigini bilmedigini, Ispanya'ya giderken Teyzemlere gidiyorum diye gittigini, masraflarini teyzelerinin karsiladigini söyledigini, kazandigi paralari ise harcadigini, anne ve babasinin yakalaninca bu isi yaptigini ögrendigini, ablasinin ve kardeslerinin kesinlikle bu isi yapmadiklarini, Garo'yu Hollanda'dan tanidigini, kendisinin Kuyumculuk yaptigini, sik sik da Ispanya'da enistesinin evinde karsilastiklarini, Lokman'i sahsen tanimadigini, Teyzelerinden Azer Döviz'in sahibi olarak adini çok duydugunu, Feramez'in, Yusuf'un Lokman'in ortaklari oldugunu enistesinden duydugunu, ( bu Iranli Yusuf'un halen tutuklu oldugunu), Musavvat diye birini tanimadigini, Ayhan AKÇA'yi tanimadigini, ancak Narkotik'te kendisini gösterdiklerini, tanimadigini söyledigini, adini daha sonra mahkemede ögrendigini, 34 B 2034 plakali BMW arabayi da daha önce hiç görmedigini, yakalaninca narkotikte gördügünü, Bundan 2,5 ay önce yakalandigini ve o tarihten beri Bayrampasa cezaevinde oldugunu, kendisinden bir hafta sonra enistesinin de Antalya'da tutuklanarak ayni cezaevine getirildigini, cezaevindeki ihtiyaçlarinin enistesi tarafindan karsilandigini, haftada bir dilekçe vererek enistesi ile ``es görüsü'' yaptiklarini, bu arada enistesinin ihtiyaci olan parayi verdigini, Enistesi Ercan DOGAN'in 43 yasinda oldugunu, Tüarkiye'de herhangi bir siyasi partiyle ve ülkü ocaklariyla iliskisinin olmadigini, bunu kesinlikle bildigini, Gardiyan Nebile ile Bayrampasa cezaevinde tanistigini, arkadas olduklarini, çikinca aramak için telefon numarasini aldigini, daha sonra kendilerinin Bakirköy Cezaevine nakledildiklerini ifade etmistir.(Ek:226)



54- Hurşit HAN 02 Mart 1997 tarihli ifadesinde; 1955 Hakkari-Yüksekova dogumlu, tahsilsiz oldugu, 10 kardes olduklarini, Yüksekova'da sirketi, Istanbul'da Kapaliçarsi'da döviz bürosu bulundugu, ancak Balkan Döviz bürosunu sattigini, bir sirketi oldugunu, memlekette iken koyunculuk yaptiklarini, 2 köyleri bulundugunu, kendilerinin besleyip sattiklarini, maddi durumlarinin iyi oldugunu, Körfez Krizi zamaninda, Vali ve Kaymakam'in Kuzey Irak'tan kaçanlar için para topladigini, kendisinin de Barzani'ye gönderilmek üzere adamlari vasitasiyla Belediye Baskani'na 1 milyar lira verdirdigini, bizzat Vali'ye veya Kaymakam'a vermedigini, Bunun Celal KORKMAZ tarafindan yazilan Kurt Kapani adli kitapta yer aldigini, çünkü bu yazarin bu paranin verilisine sahit oldugunu, 14 Temmuz 1994 tarihinde güneydoguda sehit olan asker ve polis es ve çocuklari için Ahmet YESIL ismindeki birinin telefonu üzerine Ahmet DEMIR adina 250 milyon lira yatirttigini, sahsen ne Yesil'i, ne de Ahmet DEMIR'i tanimadigini, ancak Yesil'in adini çok duydugunu, Kendisi hakkindaki iddianin 750 kilo esrarla ilgili oldugu, önce oglunun tutuklandigi, 2 gün sonra da kendisinin evden alindigini, ancak bu miktar bir esrari yakalatan adamin kendisinin evde oturup tutuklanmayi beklemiyecegini, kaçmasi gerektigini, bunun bir tezgah oldugunu, sebebinin de ; Yesil'in telefon ederek kendisinden para istedigini, sonra da eve 2 adet mektup birakildigini, ``Çocuklarini aliriz'' dendigini, ``Akibetin Savas, Haci, Mecit gibi olur'' dendigini, vermeyince 750 kilo esrari üzerlerine attiklarini, kendisi yakalandiktan sonra da ayni sahis, ihbar eden sahis eve 2 mektup daha attigini, önce malin yakalandigini, sonra kendisinin alindigini, isin içinde polis oldugunu, yani mektubu atanin polisle beraber çalistigini, asil sebebin ; kendisinin dogulu, yani kürt olusu oldugunu, 6 aydir tutuklu oldugunu, agabeyinin de kendisi ile beraber yargilandigini, Daha önce de akrabalarinin, arkadaslarinin ayni nedenle öldürüldügünü, Örnek olarak; Altindag Nüfus Müdürü olan Kayinbiraderi ve dayisinin oglu olan Mecit BASKIN'in sirf kürt oldugu için 1994 yilinda 3 kursunla öldürüldügünü, diger kayinbiraderi Necip BASKIN'in Yüksekova'da polis tarafindan kaçirildigini, öldürülmekten kilpayi kurtuldugunu, Dayisi oglu Savas BULDAN'in 1993 yilinda evden polis tarafindan alindigini, içinde tarife göre Korkut EKEN'in bulundugu Mercedes 300 bir arabaya bindirilerek Çinar Oteline götürüldügünü ve iskenceyle öldürüldügünü, sonra da Bolu Yigilca'ya atildigini, O'ndan para istemediklerini, o zaman para meselesinin olmadigini, para isinin 1995'de çiktigini, Yine dayisi Haci PARAY'in da ayni sekilde öldürüldügünü, Saglik Bakanligi Müfettisi hemsehrisi Namik ERDOGAN'i da Ankara'da alinip götürüldügünü, Ayni asiretten Abdullah CANAN'in da Mehmet Emin YURDAKUL adindaki subay tarafindan alinarak öldürüldügünü, Ayrica Arkadasi ve akrabasi olan Iran'li Lazim ISMAIL'i aldiklari zaman kardesini birakacagiz diye diger kardesinden 300 bin mark, 60 bin dolar aldiklarini, 13 gün sonra da 2 kisinin cenazesini getirdigini, Yine arkadasi Adnan YILDIRIM'in aynen Savas BULDAN gibi Korkut EKEN tarafindan alindigini ve öldürüldügünü, Bu olaylari birçok insanin bildigini, ancak korkularindan söyleyemediklerini, mesela; Istanbul'da SARKIT Otelinin sahibi Cumhur YARKIZ'in çogunu bildigini, 'ndan da para istendigini, kendisinin bulunarak bilgisine basvurulmasi gerektigini, 1994'de ayni sekilde sehit ailelerine diye Ahmet YILDIZ adina 250 milyon lira gönderen Aga YILDIZ'i tanimadigini, Selim ISIK'i tanidigini, Istanbul'da esnaf oldugunu belirtmistir. (Ek:227)



IX. DEGERLENDIRME A- SUSURLUKTA MEYDANA GELEN KAZA OLAYI VE ARKASINDAKI ILISKILERIN AÇIGA KAVUSTURULMASI ILE ILGILI DEGERLENDIRME 03.11.1996 tarihinde, Sanliurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak'a ait 06 AC 600 plaka sayili Mercedes marka otomobil, Hüseyin Kocadag sevk ve idaresinde Kusadasi'ndan hareketle Istanbul Il'ine seyir halinde iken Susurluk Ilçesi uçakyolu mevkiinde olay yerinin sol tarafindaki benzinlikten yola çikan ve ayni istikamette seyir eden Hasan Gökçe sevk ve idaresindeki 20 RC 721 plaka sayili kamyona saat 19:15 siralarinda sag arka yan tarafindan çarpmistir. Asiri hizla seyrettigi belirlenen 06 AC 600 plaka sayili otomobilin, bu sekilde kamyona çarpmasi suretiyle meydana gelen trafik kazasinda; Otomobil içerisinde ön sag koltukta oturmakta olan Sedat Edip Bucak yaralanmis, otomobilin arka koltugunda oturmakta olan Mehmet Özbay, Gonca Us isimli bayan ve otomobilin sürücüsü Hüseyin Kocadag olay mahallinde ve hastanede ölmüslerdir. Bu kisilerden, Sedat Edip Bucak'in Sanliurfa Milletvekili, Hüseyin Kocadag'in Istanbul Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü ( Eski Istanbul Emniyet Müdür Yardimcisi) Izmir'de ikamet eden Mehmet Özbay'in bayan arkadasi Gonca Us ve Mehmet Özbay'in oldugu, Mehmet Özbay kimlikli kisinin de Abdullah Çatli oldugu anlasilmistir. Kaza yapan araç içerisinde; 2 adet MP-5 tam otomatik tabanca, bunlara ait bir adedi 20, 3 adedi 30 fisek kapasiteli 4 adet sarjör, iki adet 9X19 mm çapli Tarig marka tabanca ve buna ait sarjör, bir adet 22 Calibre Baretta marka ucunda susturucu takilmak üzere klavuz açilmis tabanca ve bir adet sarjör, 22 kalibre Baretta marka tabancada kullanilmak üzere tadil edilmis bir adet susturucu ve bir adet ham susturucu, 20 adet 22 kalibre çapinda fisek, bir adet 9 mm çapinda sig sauer marka tabanca ve bir adet sarjör, 175 adet 9X19 mm çapinda muhtelif marka fisek, bes adet 9X19 mm çapinda yabanci menseli fisek, 13 adet 7,62X54 mm çapinda fisek cinsinden silah ve mühimmatinin bulundugu, Bu silahlardan; Baretta marka tabancanin bir adedinin Mehmet Özbay adina, diger Baretta marka tabancanin Hüseyin Kocadag adina, Sig Sauer marka tabancanin da Sedat Edip Bucak adina ruhsatli olduklari, diger silah ve mermilerinin ise ruhsatsiz ve gerek nitelikleri gerekse nicelikleri yönünden vahim atesli birer silah, susturucu ve fisekler oldugu balistik raporundaki sonuçla ve olayin vuku buldugu, Susurluk Ilçe Jandarma Bölük Komutanligi sorumluluk bölgesinde, Susurluk Cumhuriyet Bassavciligi tarafindan tespit edilmistir. Ayrica Mehmet Özbay sahte isimli Abdullah Çatlinin cüzdani içinde küçük naylon poset içerisinde beyaz toz bulasigi(Kokain), Hüseyin Kocadagin cüzdani içinden 0,33 cm.kahverengi toz olan maddeler niteliklerinin tespiti için Jandarma Genel Komutanligi Kriminal Labaratuvarinda tahlil için alikonulmus,Kriminal Daire Baskanliginin 9.11.1996 tarih ve 3760-907-96 Kirim D.(1901 ) sayili yazisi ile silahlarin iade edildigi, diger maddelerin iade edilmemis oldugu Susurluk Cumhuriyet Savciliginin yazilarinda belirtilmistir. Trafik kazasi ile ilgili haberin medya kanali ile kamuoyuna iletilmesini takiben; Türkiye genelinde, kumarhaneciler krali olarak taninan ve geçmisinde uyusturucu madde kaçirmaktan, adam öldürmeye kadar bir çok suç isi içinde bulunan Ömer Lütfi Topal'in 28.7.1996 tarihinde arabasinin içinde profesyonel kisilerce öldürülmesi olayinin failleri olarak Emniyet Genel Müdürlügü Özel Harekat Daire Baskanligi emrinde ve tasra birimlerinde çalisan 3 Özel Harekat Tim mensubu polis memuru ve Ömer Lütfi Topal'in ortagi Sami Hostan ile Ali Fevzi Bir'in ihbar edilmesi ve bu konuda gelisen olaylar nedeniyle hassas olan kamuoyu, Milletvekili, Istanbul Kemalettin Eröge Polis Okulu Müdürü ve 1978 yilinda Türkiye Isçi Partisi mensubu 7 kisinin öldürülmesi olayinin saniklarindan olup 18 yildir giyabi tutuklu olmasina karsilik yakalanamayan Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatli'nin, kaza yapan aracin içerisinde birlikte olusu, toplumun zaten hassas olan hissiyatini patlama noktasina getirmis ve toplum, tüm unsurlari ile Türkiye Büyük Millet Meclisinden, Cumhurbaskanindan, Hükümetten ve Yargidan bu olaylarin ve olaylarin arkasindaki iliskilerin ortaya çikarilmasina iliskin beklentilerini çesitli yollarla söz konusu mercilere aktarmislardir. Bunun sonucu olarak baslangiç bölümünde de belirttigimiz gibi bes ayri önerge ile konunun irdelenmesini ve gerçekçi anlamda ortaya çikarilmasini saglamak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi oybirligi ile komisyonumuzun kurulusunu gerçeklesmistir. Diger yandan kaza ile birlikte, gerek Bakanliklar, kurum ve kuruluslarca idari yönlerden inceleme ve sorusturmalar baslatilmis, ilgili Cumhuriyet Bassavciliklarinca adli yönden de sorusturmalar baslatmistir. Bir diger yönden Türkiye Isçi Partisi Genel Baskani Dogu Perinçek tarafindan Cumhurbaskani Sayin Süleyman Demirel'e sunulan dosya, 8.11.1996 tarihinde, Cumhurbaskani tarafindan 12.11.1996 tarihinde kabul edilen Anamuhalefet Partisi Genel Baskani Mesut Yilmaz tarafindan sunulan mektup 13.11.1996 tarihinde, Basbakan Sayin Necmettin Erbakan'a Cumhurbaskaninca yazilan kisiye özel yazi ile ortaya atilan iddialarin çok ciddi oldugu kanisiyla, bunlarin incelenip sorusturulmasi talimat olarak iletilmistir. Basbakan Sayin Necmettin Erbakan Basbakanlik Teftis Kurulu Baskanligina 18.11.1996 tarihinde verdigi yazili talimat ile Cumhurbaskanimiz tarafindan kendilerine iletilen dosyalarda mevcut iddialarin incelenmesini gerekiyorsa sorusturulmasini istemistir. Bu talimat çerçevesinde Basbakanlik Teftis Kurulu Baskan Vekilinin Baskanliginda Basbakanlik, Içisleri ve Adalet Bakanliklari Teftis Kurullari Baskanlari toplanarak yapilacak sorusturmanin nasil yürütülecegi görüsülmüs, bunu takiben Basbakanlik Teftis kurulu Baskan vekilinin Baskanliginda, ayni Bakanliklardan görevlendirilen Müfettislerinin katilimi ile olusturulan bir heyet vasitasiyla iddiaya esas bütün konular inceleme teknigi ile her yönden irdelenip degerlendirilmis ve 9.1.1997 tarihinde bitirilen rapor ve 11 klasörden olusan ekleri Basbakanlik Makamina sunulmustur. 10.1.1997 tarihinde rapor ve eklerinden bir takiminin Komisyonumuza gönderilmesi için yazi yazilmis, 6.3.1997 tarihinde rapor ve ekleri Basbakanlik Teftis Kurulu Baskanliginca komisyonumuza iletilmistir. Diger taraftan Basbakanligin 19.11.1996 tarih ve 1902/01236 sayili talimatlari ile MIT Müstesarligindan Devlet içinde ve yasadisi örgütlenmeye gidilerek yasadisi eylemler yaptirildigi iddialari hakkinda incelemeler yapilmasi istenilmis, MIT Müstesarliginin 9.12.1996 tarih ve 156/24745 sayili yazisi ile incelemelerin alinan emir dogrultusunda sürdürülmekte oldugu, tekemmül ettirildiginde sunulacagi Basbakanliga bildirilmis, 25.12.1996 tarih ve 156/24756-40757 sayili yazi ile de incelemelerin sonucu Yasadisi Örgütlerin Devletle Olan Baglantilari Ile Susurlukta Meydana Gelen Kaza Olayinin Arkasindaki Iliskilerin Aydinliga Kavusturulmasi Amaciyla Kurulan Meclis Arastirma Komisyonu Baskanligina bildirilmistir. Gerek raporun intikalinden önce, gerekse sonra komisyon çalismalari bölümünde belirtilen Bakanliklar, Askeri ve Adli mercilerden konuya iliskin bilgi ve belge talebinde bulunulmus, bu bilgi ve belgelerde adi geçen ya da konu hakkinda komisyonumuzu aydinlatacak bilgilere sahip resmi ve sivil kisiler görüsmelerde bulunmak ve bilgilerine basvurulmak üzere Komisyona çagirilmislardir. Yapilan tüm bu incelemelerin isiginda; Susurlukta meydana gelen kazada ölen kisilerden Mehmet Özbay sahte kimlikli Abdullah Çatli'nin geçmisi ile ilgili olarak yapilan arastirmada; Komisyonumuzca Adalet Bakanligindan istenen dosyalar içerisinde bulunan, Ankara 3. Agir Ceza Mahkemesinin 26.12.1996 tarih ve E:1990/44 K:1995/278 Savcilik 1986/6517 sayili gerekçeli kararina göre, 9.10.1978 tarihinde ideolojik amaçli 7 kisinin öldürülmesi olayinda sanik konumunda bulunan Abdullah Çatli'nin diger 3 sanik ile birlikte giyabi tevkifli (firarda) olmalarindan dolayi dosyadan ayrilarak yeni bir esasa kaydedilerek adi geçenler hakkinda yargilamanin devam etmesine ve giyabi tutukluluk durumlarinin devam etmesine 26.12.1995 tarihinde karar verildigi görülmektedir. Geçen süre içerisinde Abdullah Çatli'nin 27.01.1977 tarihinde 6136 sayili Kanuna muhalefet ve polise ates etmek suçundan arandigi, 11.7.1978 yilinda Doç.Dr.Bedrettin Cömert'in öldürülmesi olayinda fail olarak Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesince hakkinda giyabi tutuklama karari verildigi, 1982 yilinda uyusturucu madde kaçakçiligi suçundan dolayi Isviçre'nin Zürih kentinde tutuklandigi, 1984 yilinda Isviçre'de ele geçen 250 gram eroin ile ilgili olarak isviçre Bale-ville Savciliginca hakkinda giyabi tevkif müzekkeresi düzenlendigi,


Devamı




FastCounter

 

Hit Counter

  Anadolu Türk İnterneti

 

Güncelleştirme : 24.08.2021 - 15:50